Aiesec projesi ile bir buçuk ay Tunus’taydım.(ilk yurtdışı deneyimimdi). Dönmeme az kaldı. Yazmak istedim buraya.
Çok gezen mi bilir çok okuyan mı paradoksuna neden yollar da kitap okuyarak cevap bulmuyoruz ki. Annenin mi daha çok seviyorsun babanı mı gibi bir şey bu. Neden ikisini birlikte yapmayalım ki? Hem okuyup hem gezelim ,bazılarımız okumayı da sevmiyor biliyorum. Bildiğim şu ki tecrübe en iyi öğretmen şu hayatta. Dil mi? o en büyük kaygımdı başlarda çünkü ben dil bilmeden gezilmez tabusunu bu grup(interrail) sayesinde yıkalı uzun zaman olmuştu ama buraya tatile değil proje için çalışmaya gelmiştim sorumlu olduğum insanlar vardı mahcup olmayı istememekten kaynaklıydı kaygım. Ama çaba ve emek şu hayatta bir şeyleri gerçekten başarmanın sırrı yeniden hatırladım. Zorlandım, ağladım hastalandım, aç kaldım ,kilo da aldım, özledim deli gibi hem de ama uzaklık mesafelerle ilgili değil önemli olan kalbin o sıcaklığını mesafeler varken anlamakmış; ilk kez anladım. Bazen yakınlık uzaklıktır.
Önyargı ve tabular. Bunları yıkabilmeyi dilemiştim bu yolculuktan. Ülkeye ve insanlarına değildi önyargım. Kendime karşı yaşayacaklarıma karşı.. Hiç İngilizce öğrenemeyeceğim diye düşünmeye başlamıştım İstanbul’un karmaşasından,kargaşasından,başka ülke göremeyeceğim; ilerde belki tatil amaçlı birkaç günlüğüne olurdu. Bunu istemiyordum. Başka türlü bir şeydi istediğim; oldu, oluyor ,olacak.. Sonra şeyi fark ediyor insan (son günlerimde farkına vardım) yabancı bir ülke ve bilinmeyen bir dil ve iyi olmayan bir İngilizce ile öğrenmek adına konuşmaktan çok dinlemeyi öğreniyor , dinlerken anlamayı. Dinlemeyi öğretiyor , anlamayı..
Yabancı bir kenti arşınlarken sesleri ayırt edebilmeyi, görmekten çok bakabilmeyi. Bildiğimizi sandığımız şeyler sığlaştırıyormuş bizi insanlar değişir dinleyin ,anlayın; hayatın yükleri yüzünden görüp de geçtiğimiz mekanlara bakabilmeyi ,sesine kulak vermeyi şehrin unutmayın.. İki yabancı olarak beden dili ile konuşabilmeyi, kendini anlatmaya çalışmayı. Gülümsemenin gücünü ve evrenselliğini.. Bunların bazılarını öğretti, bazılarını hatırlattı, bazılarının ise teoride kalmayıp yaşanmışlık olmasını sağladı bu yolculuk.
Sabır, gayret ve mücadele. Bu süreçte gerekenler bunlar hatta hayatta. Yaşam içinde bir bebek ortalama 200 kez düşer ve sonra yürümeyi öğrenir gerek destekle gerek desteksiz. Bazen biri tutar kolundan, bazen kendi tutunur bir şeylere; düşer kaldırırlar ,kendi kalkar arada ama öğrenir yürümeyi. Biz büyüdükçe bu inancı yitiriyoruz ve gücün kendimizde olmadığını ,güçlü olmadığımız yalanına inandırıp kendimizi, erteleyip bahanelerin o sakin limanlarına sığınmayı seviyoruz. Şahit olun yeni hayatlara, insanlara, yerlere ve zamana.
Bu deneyim ve tecrübelerimi önyargılarımıza, isteklerimize bir nebze de olsa dokunması isteğiyle paylaşıyorum. Yoksa gezdiğimiz, gezmediğimiz; ne yapıp yapmadığımız kendimize kalmış varsın birileri bilsin veyahut bilmesin ne fark eder. Bunlar sadece yapılan bir geziden kendimce karalanan notlar..
Neruda’nın Ağır Ölüm şiiri gelsin aklınıza. Ağır ağır ölürüz yoksa. Ve unutmayın ki bazen eylemsizlik de güzeldir dozunda.
En büyük yolculuk kendinize yaptığınızdır. Onu hiç ihmal etmeyin.
Sevgiyle ve umutla..
31.01.2019-TUNUS
