Aiesec projesi ile bir buçuk ay Tunus’taydım.(ilk yurtdışı deneyimimdi). Dönmeme az kaldı. Yazmak istedim buraya.
Çok gezen mi bilir çok okuyan mı paradoksuna neden yollar da kitap okuyarak cevap bulmuyoruz ki. Annenin mi daha çok seviyorsun babanı mı gibi bir şey bu. Neden ikisini birlikte yapmayalım ki? Hem okuyup hem gezelim ,bazılarımız okumayı da sevmiyor biliyorum. Bildiğim şu ki tecrübe en iyi öğretmen şu hayatta. Dil mi? o en büyük kaygımdı başlarda çünkü ben dil bilmeden gezilmez tabusunu bu grup(interrail) sayesinde yıkalı uzun zaman olmuştu ama buraya tatile değil proje için çalışmaya gelmiştim sorumlu olduğum insanlar vardı mahcup olmayı istememekten kaynaklıydı kaygım. Ama çaba ve emek şu hayatta bir şeyleri gerçekten başarmanın sırrı yeniden hatırladım. Zorlandım, ağladım hastalandım, aç kaldım ,kilo da aldım, özledim deli gibi hem de ama uzaklık mesafelerle ilgili değil önemli olan kalbin o sıcaklığını mesafeler varken anlamakmış; ilk kez anladım. Bazen yakınlık uzaklıktır.
Önyargı ve tabular. Bunları yıkabilmeyi dilemiştim bu yolculuktan. Ülkeye ve insanlarına değildi önyargım. Kendime karşı yaşayacaklarıma karşı.. Hiç İngilizce öğrenemeyeceğim diye düşünmeye başlamıştım İstanbul’un karmaşasından,kargaşasından,başka ülke göremeyeceğim; ilerde belki tatil amaçlı birkaç günlüğüne olurdu. Bunu istemiyordum. Başka türlü bir şeydi istediğim; oldu, oluyor ,olacak.. Sonra şeyi fark ediyor insan (son günlerimde farkına vardım) yabancı bir ülke ve bilinmeyen bir dil ve iyi olmayan bir İngilizce ile öğrenmek adına konuşmaktan çok dinlemeyi öğreniyor , dinlerken anlamayı. Dinlemeyi öğretiyor , anlamayı..
Yabancı bir kenti arşınlarken sesleri ayırt edebilmeyi, görmekten çok bakabilmeyi. Bildiğimizi sandığımız şeyler sığlaştırıyormuş bizi insanlar değişir dinleyin ,anlayın; hayatın yükleri yüzünden görüp de geçtiğimiz mekanlara bakabilmeyi ,sesine kulak vermeyi şehrin unutmayın.. İki yabancı olarak beden dili ile konuşabilmeyi, kendini anlatmaya çalışmayı. Gülümsemenin gücünü ve evrenselliğini.. Bunların bazılarını öğretti, bazılarını hatırlattı, bazılarının ise teoride kalmayıp yaşanmışlık olmasını sağladı bu yolculuk.
Sabır, gayret ve mücadele. Bu süreçte gerekenler bunlar hatta hayatta. Yaşam içinde bir bebek ortalama 200 kez düşer ve sonra yürümeyi öğrenir gerek destekle gerek desteksiz. Bazen biri tutar kolundan, bazen kendi tutunur bir şeylere; düşer kaldırırlar ,kendi kalkar arada ama öğrenir yürümeyi. Biz büyüdükçe bu inancı yitiriyoruz ve gücün kendimizde olmadığını ,güçlü olmadığımız yalanına inandırıp kendimizi, erteleyip bahanelerin o sakin limanlarına sığınmayı seviyoruz. Şahit olun yeni hayatlara, insanlara, yerlere ve zamana.
Bu deneyim ve tecrübelerimi önyargılarımıza, isteklerimize bir nebze de olsa dokunması isteğiyle paylaşıyorum. Yoksa gezdiğimiz, gezmediğimiz; ne yapıp yapmadığımız kendimize kalmış varsın birileri bilsin veyahut bilmesin ne fark eder. Bunlar sadece yapılan bir geziden kendimce karalanan notlar..
Neruda’nın Ağır Ölüm şiiri gelsin aklınıza. Ağır ağır ölürüz yoksa. Ve unutmayın ki bazen eylemsizlik de güzeldir dozunda.
En büyük yolculuk kendinize yaptığınızdır. Onu hiç ihmal etmeyin.
Bu konuda detaylı yazmayı düşünüyordum ilerleyen günlerde ama değerli bir meslektaşımın ricası üzerine daha erken bir paylaşım yapmak istedim (Youtube kanalımda meslekte işimize kolaylık katacak uygulamalar ve siteler konusunda bir video da çekmiştim: https://youtu.be/mUW1y63uxcY)
Sabit Telefon, Toplu SMS, Netsantral, Netasistan, Faks, Sesli Mesaj ve katma değerli hizmetleri tek panel üzerinden kullanmanızı sağlayan sabit telefon aboneliğidir.
Santral hizmetini ben NETGSM’ den alıyorum. Birlikte iş yürüttüğüm diğer ofiste bu firma ile çalışıyor. Online olarak santral hizmeti veriliyor. Sadece santral hizmeti değil dijital faks, toplu sms gönderimi, santral hizmeti, sesli mesaj gönderimi ve dilerseniz yapılan aramaların kaydı dahi alınıyor.
Aboneliğinizi oluşturduğunuzda 0850’li veya 0212, 0312 vb. (81 il dahil) bir numaraya sahip olursunuz. Ben İstanbul’ da olduğum için 0216’ lı bir numara seçtim.
Benim çalıştığım firma çeşitli bazı evraklar istemişti sözleşme dışında hepsini online ortamda tarayıp sisteme yükledim ve sözleşmeyi posta yoluyla gönderdikten sonra üyeliğim aktif hale geldi ve santral hizmetini kullanmaya başladım.
Dakika yüklemesi yapıyorsunuz sonrasında rahatlıkla arama yapıyorsunuz. Ben 109 TL ye 1000 DK yükleme yaptım bu ay. Bu dakikalar 1 Ay boyunca geçerli. Bitmesi durumunda tekrar yükleme yapabiliyorsunuz üyelik paneli üzerinden.
Gerekli olan evrak listesi şu şekilde;
Abonelik Sözleşmesi ve Bilgi Formu (Islak imzalı- kaşeli )
Kimlik Fotokopisi
Faaliyet Belgesi veya Vergi Levhası Fotokopisi
İmza Beyannamesi Fotokopisi
Banka Havale / Eft Doğrulama
Yerleşim Yeri Belgesi
NEDEN SANTRAL KULLANIYORUM?
Öncelikle özellikle kendi ofisini açmak isteyen meslektaşlar için sabit bir numaranın olması müvekkil nezdinde kurumsallık ve profesyonel hizmet aldığı hissini sağlıyor.
Şahsi numara paylaşımı konusunda tereddütlü meslektaşlar için iş ve özel numarama ayrımı için çok büyük bir imkan ve kolaylık. Yeni bir hat alıp iki telefon kullanma derdi yok. Ayrıca 05’ lü numaralar yerine sabit numaralar etki açısından farkında olmasanızda müvekkil ve müvekkil adayı için büyük bir artı. Ben belli bir süre şahsi telefon üzerinden görüşmeler ile yaptım mesleği yani pratikte farkı deneyerek gördüm de diyebiliriz.
Sizin dışınızda birlikte çalıştığınız avukat ve stajyer avukat meslektaşların müvekkil ile iletişimde tek kanaldan yürütülmesi ve karşıda sadece tek numara üzerinden iletişimin denetimini sağlıyor. Kendi şahsi numaraları ile müvekkillerle iletişim kurmak zorunda kalmıyorlar. Çünkü telefona indirilecek uygulama ile zaten internetin olduğu her yerde arama yapılabiliyor ve aramalara cevap verilebiliyor.
Tek panel üzerinden tüm imkanlardan faylanabiliyorsunuz. Ekleyeceğiniz telefon numaraları ile gelen aramaların düzenleyeceğiniz sıra ile çalışma arkadaşlarına düşmesi sağlanıyor. Bunun meslekteki en büyük katkısı arama yapıldığında müvekkil karşında mutlaka bir muhattap buluyor bu vesile ile. Veya yeni iş ise telefon açıldığı için işin kaçmasının önüne geçilmiş oluyor.
Telefonun açılmaması halinde arayan numara tarafınıza mail olarak iletiliyor. Yani sizi hangi numaranın aradığını rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Almış olduğunuz numara üzerinden Whatsapp hesabı kurabiliyorsunuz. Yani sadece aramalar için değil mesajlaşma ve evrak gönderimlerinde kuracağınız bir kurumsal Whatsapp Business hesabı ile yazışmalarınızı evrak gönderilerinizi tek kanaldan sağlayacaksınız. Müvekkilleriniz şahsi numaranıza göndermeyecek evrakları.
Kurumsal hat birlikte çalıştığınız meslektaşların müvekkiler ile daha önce ki yazışmalarını görmeye sağlayacak. Kişisel bir kullanım değil tamamen ofis işleri için kullanılacak bir Whatsapp hesabı olacak.
Bu Whatsapp hesabını ofiste bulunan bir bilgisayardan Web Whatsapp olarak açmanız sonrası herkes bu hesabı rahatlıkla kullanabilecek. Müvekkil bilgilendirmeleri daha rahat yapılacak. Sizin yetişemedeğiniz yerde o hesaptan diğer çalışma arkadaşınız bilgilendirme yapacak.
Başta söylediğim gibi iş ve özel hayat ayrımı konusunda daha net bir ayrım yapabileceksiniz. Profesyonel ve kurumsal kimliğinize değer katacak saydığım hususlar ile.
TEK ÇALIŞAN MESLEKTAŞLAR İÇİN
Bu durumda telefona yanıt verecek tek siz oluyorsunuz. Şahsi numaradan bir farkı yok diyebilirsiniz ama öyle değil. Telefona cevap verilmesi açısından anlaşacağınız bir aile ferdinizden bile destek alarak yanıtsız bırakmamış olacaksınız.
Ben mesleğin başında kız kardeşimden sekreterya hizmeti almıştım. Kendisini yönlendiriyordum. Görüşmede isem gelen aramalara dönüyor ve bilgileri alarak bana görüşme sonrası bildirim yapıyordu. Duruşmam var ise, bilgilendirme yapılacak ise, bazen tahsilat için:) ona söylemesi gereken her şeyi aktarıyordum ve iletişim sağlanmış oluyordu.
Tek çalışan meslektaşlara şunu söylemek istiyorum müvekkillerin en çok önem verdiği hususlardan bazıları bilgi almak, ulaşılabilir bir vekil ve aramalarının cevaplanmasıdır.
Müvekkiller çalıştıkları hukuk bürolarını aşağıda belirtilen sebepler nedeniyle terk
etmekteler:
1. Vaktinde dönüş yapılmaması
2. Yüksek maliyetli faturalar çıkarılması
3. Zayıf iletişim
Aramalara çabuk geri dönmek ve soruları en hızlı şekilde cevaplandırmak esastır. Avukatlık Kanunu gereğince bilgi verme yükümlülüğümüz bulunmakta. Avukatın müvekkile bilgi verme yükümlülüğü meslek kurallarının 31-34-42-43 maddelerinde düzenlenmiştir. Bunlara uyulmaması halinde disiplin soruşturması geçirme ihtimaliniz var.
Nerde olursak olalım kaliteli ve profesyonel hizmet vermenin önemli olduğuna inanıyorum. Mesleğin ekonomik olarak zor yürütüldüğü şu dönemlerde bilginin, işini kaliteli yapmanın her dönem ve yerde kazandıracağına olan inancım daim olacak.
Şu dizeleri hatırlatarak bitirmek istiyorum:
Dağ tepesinde bir çam olamazsan, Vadide bir çalı ol. Ama dere kenarındaki en iyi küçük çalı sen olmalısın. Çalı olamazsan bir avuç ot ol. Bir yola neşe ver. Bir nilüfer olamazsan bir saz ol. Ama gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın. Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya da mecburuz. Burada hepimiz için birer iş var. Cadde olamazsan, sokak ol. Kazanmak ya da kaybetmek ölçü değildir Her ne isen onun en iyisi sen ol…
Bugün ofis taşıma günümdü, aklıma her zamanki gibi yazılı olmayan ama herkesin ihtiyaç duyacağını düşündüğüm bu eylemsel tecrübeyi yazmak geldi:)
Umarım daha önce okusaydım keşke dedirtmeden önce paylaşmışımdır da iyi ki karşılaştım minnettarlığı hissettirir bu yazı.
Tabi bu işin ilk aşaması öncelikle bağlı mı çalışacaksınız yoksa kendi ofisinizi mi açacaksınız dağını aşmış olmanız ve ikinci seçenek olan kendi işlerini alma yani ofisini açma kararına varmanız gerekiyor. İşte sonra bu yazı devreye giriyor.
En temel etken tabi ki sermaye yani bir ofis açmak için gereken maliyet. Burada benim gibi aileden destek almak istemeyen ve yüksek bir birikimi olmayan arkadaşlar için tavsiyelerim devreye giriyor:
Ben önce bir süre home ofis çalıştım (yaklaşık 1 yıl) bu kadar uzun olmasının nedeni korona süreci. Ayrıca benim toplantı ve müvekkil görüşmeleri için ofisini kullanabileceğim arkadaşlarım vardı. İstanbul da olan arkadaşlar için güzel haber İstanbul Barosu Bakırköy, Çağlayan, Anadolu Adliyelerinin yakınında görüşme ofisleri açtı, randevu almanız yeterli. Denemek amaçlı bu ofislerde bir görüşmemi yaptım hatta. Gayet kullanışlı ve güven uyandırıyor.
Benim mesleki prensibim gereği ben hiçbir müvekkil ve müvekkil adayı ile dışarda yani cafe veya restoran görüşmesi yapmıyorum. Bu yakınlık veya cinsiyet ayırmaksızın stajyerken yazdığım kuralımdı. Müvekkilin sağlık durumu veya koşulları el vermiyorsa kendim yakına giderek karşıda ortak iş yaptığımız büroların ofislerini kullandım ya da online görüntülü görüşme yaptım. Özellikle müvekkil adayları için fiziki bir ofis hem güven uyandırır hem de ofis müvekkil olarak gelen kişi için vasıf ve mesafe açısından kişilere dolaylı mesaj olarak sizin avukat gelen kişinin müvekkil olduğu fikrini güçlendirir.
Ofisin önemi müvekkil görüşmesi değil aslında çünkü toplantı ve görüşme alanı için çok fazla seçenek var önümüzde. En temel özelliği çalışma alanı ve yaşama alanın ayrı olması gerekliliğini karşılaması. Çalışma sistemlerinin akla gelecek her türlüsünü denemiş benim için çok değerli bir avukat arkadaşımın nihai olarak vardığı sonuçta buydu(home ofis, uzaktan çalışma( haftanın birkaç günü gelme), sanal ofis, eve yakın ofis, eve uzak ofis, kar ortaklı ofis, masraf ortaklı ofis, adliyeden uzak ofis, adliyeye yakın ofis … hepsini denemiş 🙂 bende çok şaşırmıştım ilk tanıştığımda.)
hukuk bürosu açma- dikkat edilecekler
Ben staj süreci, arkadaşların tecrübeleri ve kendi tecrübelerimden öz bir yazı çıkarmak istedim. Şunu unutmayın ki hayat her tecrübeyi kendimizin yaşayıp öğrenmeceği kadar uzun değil. Bu yüzden etrafımızdakilerin tecrübelerinden mutlaka faydalanın. Bana yazan çok fazla meslektaş oluyor ve bu çok mutlu ediyor beni. Tanımasanızda sosyal medyanın iletişimdeki mesafeyi neredeyse sıfıra indirdiği şu çağda takip ettiğiniz meslektaşlara mutlaka yazın, mail atın, arayın, randevu alıp ofislerine gidin mutlaka sizi memnuniyetle karşılayan meslektaşlar olacaktır.
Ben destek almadığım için önce iş karşılığı kira ödemediğim bir yerde ofis tuttum tabi ekonomik sınırlama olduğu için evime olan mesafe o dönem mecburen vazgeçtiğim bir özellik oldu. Ben İstanbul gibi bir yerde zaten ofisin eve yakın olması gerektiğini bilen biriydim baştan beri. Ama öncelik ekonomik zorluk yaşamamak olduğu için fergat ettim bu seçenekten.
Sonra iki ay kadar ofis arayışım başladı. Tabi mevcut ekonomik şartlara göre bir yer kiralamak, depozito, boya veya aidat gibi yükleri kaldıramazdım o yüzden masraf ortaklığı şeklinde bir ofis tutmaya karar verdim. Baronun sayfasından meslektaşların ilanlarını incelemeye başladım. Süreç devam ederkin birkaç ay üst üste iş gelmeme olasılığını göz önünde tutmaya mecbursunuz.
Tabi bu karar ile yine ilk önce bütçe belirledim. Aylık ne kadar ödeme yapabilirim ofise. Mevcut şartlarınıza göre sizin belirleyeceğiniz bir durum benim için kira, aidat, fatura ve eşya dahil 1500 TL bütçem vardı. (Tabi böyle bir ilan tabi ki zor olan bir olasılık, birazda bu yüzden ofis bulma sürem uzun sürdü.)
Bütçe belirledikten sonra bu bütçeye neler dahil onu belirlemeniz lazım. Benim yeni eşya alma isteğim ve hevesim yoktu çünkü aslında tecrübeler “para yokken mobilya giderinden kısabildiğin kadar kıs” da demişti. Kişisel olarak çalışma ortamım açısından yeni ve büyük mobilya isteğim yoktu. Bu zamanla edinilebilecek bir kazanç bana göre. O yüzden eşya dahil ofis bakmaya başladım.
Ayrıca net ofis kirası artı fatura artı aidat ve büro içi malzeme giderlerini düşündüğümde ilk başta bunun çok yük olacağını bildiğim için. Aradığım ilanda fatura ve aidat dahil seçeneğinin olmasına dikkat ettim. Çünkü bu giderler size işin gelmediği bir dönem kafanızın içinde dönüp duruyor. Ayrıca masraf ortaklığı olduğu için kuruş hesabı yapmadan ödeme yapmak ve bu hesaplarla uğraşmak istemedim. Toplu ödeyecektim ve meslektaş yaptığım ödemeden zaten bu ödemeleri kendisi yapacaktı. Bu durum fatura konusunda oluşabilicek olumsuzlukların önü geçmiş olacaktı.( Hepimiz öğrenci evlerinden biliriz bu kadar elektrik kullandın, çok kullanıyorsun, az kullanıyorum muhabbetlerini:) Karşılaşma ihtimaliniz var bu durumlarla)
Diğer istediğim kriter ise lokasyon olarak hem adliyeye yakın hem de evime yakın bir ofis istiyordum. Evime yakın olması acil durumlarda zamandan kar sağlayacak, çok fazla yol çekip yol yorgunu olmayacaktım ve bir şey unuttuğumda geri dönmek kolay olacaktı. Adliyeye yakın olması ise tevkil aldığınızda hemen adliyeye geçilebilecek, anlık iş gelişmelerinde gidip yüz yüze görüşme yapma kolaylığı var, adliyeye bir araç ile değil kısa bir yürüme ile ulaşabilme güzelliği var. Çevrenizdeki meslektaşlar bulunduğunuz yerdeki adliyede iş olması durumunda size başvurabilecek ve tevkil geliri sağlayacak.( Benim bu sayede kazanç sağladığım oldu)
Sonra aradığım ofisi buldum bir plazada meslektaş yeni taşındığı ofisin odasını kiraya veriyor. Müthiş olan hem belirlediğim bütçe hem fatura, aidat dahil hem de eşyalı. Ayrıca plaza olması sebebiyle danışma ve güvenlik var bu da yarıca müvekkil nezdinde yüksek bir profil uyandırma amacına hizmet edecek nitelikteydi.
Sonra meslektaş gelen fatura zamlarından sonra:) bir anda yüzde elli zam yaptı. Benimle görüşme yapmadan ve rızam olup olmadığını sormadan Mart ayından itibaren böyle ödersiniz içeriğinde gecenin bir yarısında attığı hal hatırsız bir mesajla aktardı bu zam talebini.( nezaketi bizim meslekte kaybetmemek en büyük meziyet, tavsiyem nezaket ve ince düşüncenizi yitirmeyin) Tabi ki bu artış karşılayabileceğim bir artış değildi bu sebeple kendisi ile uzlaşamayacağımı, bunun bütçemi aştığını belirterek nezaketle ofisten ay başında çıkış yapacağımı bildirdim kendisine. İşin kötü tarafı ay başına 8 gün vardı, ofis kiraları zaten çok artmıştı, iş yoğunluğu ve duruşma yoğunluğu sebebiyle buna kafa yorabilecek ne güçte ne de istekteydim.
Sonra mesajdan sonraki sabah hemen ilan bakmaya, çevreme haber vermeye başladım. Tabi ki artışlar olmuş ve meslektaşlar ilanlarda artık faturaları ayrı tutuyordu. Faturaların ayrı olduğu hali bile bütçe zorluyor mesleğin başındaki meslektaşlar açısından. Ne yazık ki ilanlara talip olanlar bir tek avukatlar olmayıp uzlaştırmacılar, bilirkişiler ve emekli hakim, savcılar talep eden olduğu için onlar için zaten düşük olan meblağlar oluyor.
Son aşamada görüldüğü üzere ofis buldum yerleşme sürecindeyim. Bu sefer eşyalı olma ve faturalar dahil kriterini mecburen eledim ilanlarda böyle bir seçenek olması artık zaten imkansızdı. Adliyeye yakın olma, eve yakın olma, yeni ve temiz, dış görünüşü iyi, faturalar dahil bütçeme en yakın olan seçeneği buldum sayılır. Tabi masraf ortağı olduğum meslektaşın nasıl olduğunu zaman gösterecek. En önemlisi taşınmanıza yardım edecek arkadaş, onu da unutmayın:)
Mobilyaları yukarıda bahsettiğim o değerli arkadaştan eski mobilyalarından temin ettim. Memleketinden getirdi, taşımama da yardım etti. Baronun sayfasında büro mobilyası ilanları da oluyor burdan bakabilirsiniz. Mobilyalar hem yeni oluyor hem takım halde bulunuyor. Sıfır olarak almak çok fazla maliyetli olacaktır. Ben yine mobilyaya bütçe ayırmak istemedim:)
Anadolu Adliyesi karşısındayız, ziyaret etmek isteyen meslektaşlara kapımız açık…
Yeni yer bende umut ve heyecan uyandırır. Yeni hikayelere gebe bir ofis ve çalışma ortamı ile başladım yine. Yazdıklarımın girdiğiniz veya gireceğiniz meslek yolunda sizlere ışık olması dileğiyle.
Mesleğe yeni başlayan, kendi ofisini açmak isteyen meslektaşların, stajyer meslektaşların belkide problem ettiği en önemli hususlardan biri çevre edinme yani müvekkil kazanma, iş gelmesidir. Özellikle büyük bir şehirdeyseniz, ailenizin olmadığı bir şehirde ofis açmaya karar verdiyseniz veya çok geniş bir çevreniz yok ise işte bu videoda bahsetmiş olduğum hususlar bu probleme getirilecek çözümlerin en önemlisi.
Ali Haydar ÖZKENT’ in genç avukatlara tavsiyeleri bana hep rehber oldu, yine bu konuda tavsiyelerin birisi yazmak üzerinedir: “Yazı yazmak. Avukatın sermayesi, önce doğruluk ve namuskârlık, sonra bilgidir. Bu iki vasıf, bir sikkenin yazı ve tura tarafı gibi birbirini tamamlar. Doğruluğunu ve bilgisini işleten avukat, muvaffak olacaktır. Fakat bu doğruluğu ve bilgiyi herkese nasıl öğretmeli? İş sahiplerine nasıl anlatmalıdır? Şöhretten bahsetmek istiyorum. Avukat, bilmem hangi hastalığın tedavisinde yeni bir usul keşfettiğini söyleyen bir hekim gibi reklam yapamaz, bir damla sile yüzdeki çilleri düşüreceğini söyleyen hazır ilaç satıcıları gibi ilan veremez. Bunlar yasak. Ne yapmalı? Gelen iş sahibini, biraz evvel söyledik, iyi idare etmeli. İş sahipleri sizin için zahmetsiz, masrafsız reklam yaparlar. Fakat bu yetişmez. Mahkemelerde ilmi müdafaalar yapmak. Bu da iyi. Hâkimler ve dinleyenler her yerde sizi över, haberiniz olmadan size iş gönderirler. Lakin bu da yetişmez. Bir mevzuu, Almanya’da nasıldır? Fransız âlimleri ne demişler? Bizim mahkemeler be temyiz ne reyde? İyice bir tetkikten sonra derli toplu meslek mecmuasında yazmak yok mu? Avukatı tanıtan en mühim amillerden birisi de budur. Avukatlar, başlarından geçip uzun boylu tetkik etmiş oldukları davalarda, istişarelerde böyle mevzular bulabilirler. Ancak henüz dava görülürken gerek doğrudan doğruya ve gerek başka bir namla yazı yazmak, centilmenliğe yakışmaz. Davanın lehte veya aleyhte neticelenmesini beklemek gerekir.
İlmi, mesleki mecmualarda yazı yazmak, fikre açıklık verir, bilgiyi genişletir. Fakat temin edeceği şöhret… bunlardan aşağı değildir. O makaleyi en az birkaç yüz meslektaş okur. Onlar sizi tanımaya başlarlar. Günün birinde o mevzua dair bir istişareye çağrılmış iseniz biliniz ki sebebi bu makaledir. Anadolu barolarında da böyle yazılarla akisler yaparsınız. Hiç haberiniz olmadan size, iş, murafaa gönderirler. Filan avukat, malumatlı olduğu için mi çok para kazanıyor? Şu arkadaş lisan bildiği ve yazı yazdığı için mi tanınmıştır. Demeyiniz. Eski hukuku, eski şöhretleri, eski şartları bir yana bırakalım. Türk hukuku kıblesini batıya çevirmiştir. Biz de oradakiler gibi yapmaya mecburuz. Zaman gittikçe değişiyor. Tanınmak için okumak yazmak gerektir.”
Kendisinin yıllar önce yazdığı gibi müvekkil kazanma, çevre edinme,iş alma, meslektaşlar arasında bile tanınma ve işinizi iyi yapmak adına yazmak en büyük gücü sağlıyor. Bunların bu çağa uyum açısından tabi ki ilgilerine sunulması gerekiyor. Bunu kendi web siteniz ile ayrıca mesleki olarak açacağınız sosyal medya kanalları ile yapabilirsiniz.
Üstad Ali Haydar ÖZKENT’ in yıllar önce verdiği tavsiyeler de bile hukukun çağa uyum sağlaması gerektiğinden bahsi kesinlikle dikkate alınması gereken bir tavsiyedir.
Bu konuya dair yazdığım yazı ile birlikte Youtube videosunu çektim. Bu videoda Avukatlıkta yazı yazmak, makale yazmak, sosyal medya kullanımı, web site paylaşımı; ayrıca yaptıklarınızın mesleğe ve müvekkillere etkisinin neler olduğundan bahsettim. Meslekte yazı yazmak, makale yazımı, web site ve sosyal medya kullanımı için tereddütleri olan meslektaşlar için de bahsettiğim hususlar var. Ayrıca bunların mesleğe ve mevcut müvekkiller üzerindeki etkilerini anlattım.
İzale-i Şuyu veya ortaklığın giderilmesi davası, paylı veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz malda ortaklar arasındaki paydaşlığa son vererek kişisel mülkiyete geçişi sağlayan, davanın tüm tarafları için benzer sonuçlar doğuran bir dava türüdür. Ortaklığın giderilmesi davası, paylı veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallarda ortaklar arasında mevcut birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan iki taraflı, taraflar için benzer sonuçlar doğuran inşai davadır
Ortaklığın giderilmesi davası, menkul veya gayrimenkule ortak olan tüm paydaşlara karşı açılır. Herhangi bir paydaş taşınır veya taşınmaz maldaki ortaklığa son verilerek ortaklığın bitirilmesini talep edebilir. Paydaşlar, kendi aralarında malı nasıl pay edeceklerine dair bir anlaşma yaparak ortaklığa son verebilirler. Anlaşma yoluyla ortaklık sonlandırılamaz ise, paydaşlardan biri diğer tüm paydaşlar aleyhine izale-i şuyu davası açarak dava yoluyla ortaklığın giderilmesini isteyebilir.
Tüm paydaşların ortaklığın giderilmesi davasında yer alması zorunludur. Paydaşlardan birinin ölümü halinde mirasçılık belgesinde ismi geçen tüm mirasçıların davaya dahil edilmesi gerekir. Tüm ortaklar davaya dahil edilmeden davanın sonuçlandırılması mümkün değildir.
İzale-i şuyu davasında davanın kazananı veya kaybedeni olmaz, davanın tarafı olan herkes davadan aynı şekilde etkilenir.
Ortaklığın Giderilmesi Davasında Görevli Ve Yetkili Mahkeme
Ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davasında yetkili mahkeme taşınmaz malın bulunduğu yer mahkemesidir. Görevli mahkeme ise Sulh Hukuk Mahkemesi’dir.
Ortaklığın Giderilmesi Davasında Yetkili Mahkeme
Birlikte mülkiyete konu olan taşınır veya taşınmaz eşyanın tereke ile ilgili olması halinde kesin yetkili mahkeme, “ölen kimsenin son yerleşim yeri mahkemesi”dir. Dava konusunun taşınmaz eşyanın tereke ile ilgili olmaması halinde kesin yetkili mahkeme, “taşınmaz eşyanın bulunduğu yer mahkemesi”dir.
Bahse konu durum ile ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; 24.11.1965 tarihli, 685/428 sayılı kararında “Terekedeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi davasını (TMK m. 644; eski MK m.584/a) da 11inci madde kapsamında görmeyerek, yetkinin 12nci (HUMK 13üncü)madde hükmüne göre belirlenmesi” görüşünde olduğunu belirtmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 30.12.1954 tarihli, E.6938 K.6153 sayılı kararında ise durum “Miras bırakanın terekesiyle ilgili olarak ortaklığın giderilmesi davalarına o kimsenin son ikametgah mahkemesinde bakılması gerekir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Dava konusu eşyanın taşınır eşya olması haline yetkili mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanun’unun 5. ve devamı maddelerinde gösterilen yetki kurallarına göre tayin edilir.
Ortaklığın giderilmesi davasında her ne kadar asıl olan aynen taksim olsa da HMK gereği hakim taleple bağlıdır.
Taraflar ortaklığın aynen taksim yoluyla giderilmesini talep etmediği takdirde hakimin bu yönde karar vermesi mümkün değildir. Bu itibarla davacının ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesini istemesi durumunda davalının buna itiraz ederek ortaklığın satış yoluyla giderilmesini istemesi mümkündür.
Keza davacının ortaklığın satış suretiyle giderilmesini istemesi durumunda davalının ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesini talep etmesi de mümkündür. Davalının da talebinin değerlendirilmesi gerektiği, ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararında “Ortaklığın giderilmesi davasında, davacının yalnız satış yoluyla ortaklığın giderilmesini istemesine karşın, davalının aynen taksim istemesi ve bunun koşullarının da bulunması durumunda mahkemece, taksim suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilebilir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Nihayetinde ortaklığın giderilmesi davasında taraflardan her ikisinin de bulunabileceği talepler:
1-Ortaklığın aynen taksim yoluyla giderilmesini istemek, 1.a Ortaklığın kat mülkiyeti kurulması yoluyla giderilmesini istemek 2-Ortaklığın satış yoluyla giderilmesini istemek, şeklindedir.
1- Ortaklığın Aynen Taksim Yoluyla Giderilmesi
İzale-i şuyu davasının tarafları malı nasıl bölüştüreceklerine anlaşarak dava sırasında bu antlaşmayı hakime bildirebilirler. Hakim bu antlaşma doğrultusunda ortaklığın giderilmesine karar verebilir. Taraflar malın paylaşılması konusunda anlaşmazlarsa maldaki ortaklığın ya satış suretiyle ya da aynen taksim yoluyla giderilmesi gerekir.
Taşınmaz mallarda aynen taksim yolu ile ortaklığın giderilmesi, taşınmazın parsellere ayrılması anlamına gelen ifraz işlemi sonucunda gerçekleşecektir.
Dava konusunu oluşturan taşınmazların birden fazla olması durumunda aynen taksimin mümkün olup olmadığının her bir taşınmaz için ayrı ayrı araştırılması gerekir.
Paydaşlar arasında anlaşma sağlanamadıkça bir kısım paydaşların payı paylaşma dışı bırakılarak ortaklığın giderilmesi kararı verilemez.
Ortaklığın giderilmesi davasında hakimin aynen taksim suretiyle ortaklığın giderilmesi kararı verebilmesi için taşınmazın yüzölçümü, niteliği, pay ve paydaş sayısı, imar mevzuatına göre aynen taksimin mümkün olup olmadığını araştırması gerekir. Burada yapılan keşifler büyük önem taşımaktadır.
Keza paydaşlar rıza göstermedikçe taşınmazın bir bölümü paylı bırakılamaz.
Aynen taksimin mümkün olması durumunda, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi halinde eksik değerdeki parçaya para (ivaz) eklenerek denkleştirme sağlanır.
Davada paydaşlar arasında anlaşma olmadıkça hakim kendiliğinden bazı taşınmazların bir kısım paydaşlara, kalanın diğer paydaşlara verilmesi şeklinde aynen bölünerek paylaştırmaya karar veremez. Taşınmazın hukuki açıdan ifrazı mümkün olmalıdır
Aynen taksim halinde teknik bilirkişiye ifraz projesi düzenlettirilmeli, bu projeye göre aynen taksimin 3194 sayılı İmar Kanunu ve Yönetmeliği uyarınca mümkün olup olmadığı onay makamına sorulmalıdır
Yargıtay 6. HD., 05.04.2010, E. 2009/11775, K. 2010/3836 kararına göre: ‘’ Aynen bölünerek paylaştırma (taksim) halinde teknik bilirkişiye ifraz projesi düzenlettirilerek bu projeye göre taşınmaz belediye veya mücavir alan hudutları içerisinde ise belediyeden, belediye dışında ise İl İdare Kurulundan 3194 sayılı İmar Kanunu ve Yönetmeliğine göre bölüşmenin (taksimin) mümkün olup olmadığı sorulur.’’
Dava konusu mal, aynen taksim halinde değer kaybına uğrayacaksa ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesi mümkün olmayacaktır. Türk Medeni Kanunu’nun 699. maddesinde “Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa açık artırmayla satışa hükmolunur.” denilerek ifade edilmiştir.
Dava konusunun taşınmaz eşya olması durumunda kararın kesinleşmesiyle mülkiyet hakkını kazanan tarafların söz konusu taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunabilmeleri tapu tescilinin sağlanması ile mümkün olur.
Ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesine karar verildiği takdirde dava konusu taşınmazın üzerinde bulunan irtifak hakkı, intifa hakkı veya şerh edilmiş şahsi haklar paylaşılan kısma intikal eder.
1.a Ortaklığın Kat Mülkiyeti Kurularak Giderilmesi
Ortaklığın giderilmesi davasına konu olan taşınmaz üzerinde tamamlanmış bir bina olduğu takdirde hakim kat mülkiyeti kurularak ortaklığın giderilmesine karar verebilir.
Eğer taşınmaz malda kat mülkiyeti kurmak mümkünse, hakim kat mülkiyeti kurulup kurulamayacağını çok iyi araştırmalıdır. Kat mülkiyetinin kurulması mümkün olan bir taşınmaz malda satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilemez.
Dava açıldıktan sonra da ortak maliklerden birinin ortaklığın kat mülkiyeti kurulması suretiyle giderilmesini talep etmesi halinde hakim paydaşlığın kat mülkiyeti kurularak giderilmesine karar verebilir.
Ortaklığın kat mülkiyeti kurularak giderilmesi halinde ortaklara tahsis edilen bağımsız bölümler arasında değer farkı söz konusu olursa denkleştirme (ivaz) paylara para eklenerek sağlanır.
Ortaklığın kat mülkiyeti kurulması yoluyla giderilebileceği, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 2008/11693 E., 2008/12703 K. Sayılı kararında “Kat Mülkiyeti Yasasının 10. maddesinin beşinci fıkrası hükmüne göre kat mülkiyetine konu olmaya elverişli bir taşınmaz üzerindeki ortaklığın giderilmesi davasında ortak maliklerinden birinin paylaşmanın aynen (kat mülkiyeti kurulması ve bağımsız bölümlerin özgülenmesi yoluyla) yapılmasını istemesi durumunda hakim, o taşınmazın mülkiyetinin 12. maddede yazılı belgelere dayanılarak kat mülkiyetine çevrilmesine ve paylar denkleştirilmek suretiyle bağımsız bölümlerin ortaklara ayrı ayrı özgülenmesine karar vermelidir.” şeklinde ifade edilmiştir.
2- Ortaklığın Satış Yoluyla Giderilmesi
Türk Medeni Kanunu’nun 699. Maddesine göre ortaklık, malın pazarlık veya artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi suretiyle giderilebilir.
Ortaklığın giderilmesi davasında davacı ortaklığın satış yoluyla giderilmesini istemiş ve davalılar da bu talebe itiraz etmemişlerse hakim, ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verecektir.
Satış işleminin sadece paydaşlar arasında gerçekleşmesi bütün paydaşların buna rıza göstermesine bağlıdır. Tüm paydaşlar söz konusu rızayı gösterdikleri takdirde mahkeme, satışın paydaşlar arasında yapılacağına karar vermek zorundadır.
Satış suretiyle paylaşma halinde dava konusu eşya/eşyalar satışa çıkarılır. Satış sonunda elde edilen para, payları oranında paydaşlara dağıtılır.
Mahkeme, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verdiği takdirde ayrıca bir satış memuru tayin eder.
Satış memuru, satış işlemini İcra ve İflas Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre gerçekleştirir.
Ortaklığın Giderilmesi Davasında Muhdesatın Aidiyeti Konusunda Çekişme
Ortaklığın giderilmesi davasının konusu taşınmazda bulunan bina, ağaç, tesis gibi bütünleyici parçalar üzerinde mülkiyetin kime ait olduğu hususunda ortaklar arasında tartışma konusu ise, bu uyuşmazlığın ayrı bir dava açılmak suretiyle giderilmesi gerekir.
Uygulamada bu davalar ‘’Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası’’ denilmektedir. Bu davanın açılması halinde, izale-i şuyu davası yargılamasında, muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının sonuçlanması beklenir. Çünkü, taşınmazda yer alan bütünleyici parçalar üzerindeki mülkiyet hakkını tespit edildikten sonra ortaklığın bütünleyici parçalar da dahil edilerek giderilmesi gerekir.
Davanın Özellikleri
Davacı davadan feragat etse bile, davalılardan biri davaya devam etmek isterse mahkemece davaya devam edilerek esas hakkında karar vermesi gerekir.
Ortaklığın giderilmesi davası iki taraflı, taraflar için benzer sonuçlar doğuran dava olup, davacı ve davalı benzer haklara sahiptir.
İki taraflı bir dava olmasının sonucu olarak: İzale-i şuyu davasında davanın kazananı veya kaybedeni olmaz, davanın tarafı olan herkes davadan aynı şekilde etkilenir.
Ortaklığın giderilmesi davası matbu harca tabi bir davadır. Her ne kadar davayı açan paydaş dava harcını ve mahkeme giderlerini davanın başında ödemek zorunda kalsa da davanın sonunda mahkeme giderleri ve avukatlık ücretleri payları oranında taraflara yükletilir.
Kafanızı bir direğe çarpınca ne mi yapmalıyız? Tabi önce bir sağlık kontrolü sonra ise (burası önemli) “bu direk niye burda” diyip yönetmeliğe uygun yerde olup olmadığı hakkında şikayet başvurusu yapmalısınız. Bugün sizlerle tam da bu konuda geçen gün dikkatsizlik sonucu geçirdiğim bir kaza sonucu yaptığım bir başvuru sürecinden ve sonucundan bahsedeceğim.
Yaklaşık 3 hafta önce akşam ofis çıkışı kaldırımda yürürken dalgınlığım sonucu çok şiddetli bir şekilde kafamı kaldırımın ortasında bulunan direğe çarptım.( Nasıl oldu demeyin, oluyor. Çevremdekilerin bile hayret ettiği sakarlıklar yaparım günlük hayatta.) Sonrasında tabi hastane, tomografi falan derken Allah’ tan bir şey çıkmadı. Bana bu yaşanılandan geriye üç dört günlük bir baş ağrısı ve lokal şişlik kaldı tabi. Sonraki gün bir arkadaşla istişare ederken söz konusu direğin kaldırımda ne işi olduğu?, acaba izini olup olmadığına konuşurken başvuru yapalım dedik.Aşağıda yer alan şekilde birkaç kuruma mail attık. Çok kısa bir başvuru yaptık ayrı ayrı.(Bu karşı tarafın sizi daha çok ciddiye almasını sağlıyor, her zaman birden fazla başvuru ve farklı kişilerin başvurusu sağlam argümandır.)
Ve geçen pazartesi sabah ofise giderken geçiş güzergahında bulunan o kaldırımdan tekrar geçerken burda bir şey eksik diye düşünürken kaldırımdaki direği kaldırdıklarını farkettim. Yine aynı işletmeye ait kaldırıma taşan kocaman bir çit vardı onu da şikayetimde belirtmiştim, o da kaldırılmış. Aradan 3 haftadan az bir süre geçmişken başvurum sonuçlandı; hem direk hem çit kaldırılmıştı. (Bazı arkadaşlar tekrar kafamı vurmadım diye direğin yokluğunu fark ettiğim konusunda mizahı arşa çıkardılar tabi.) Her zaman söylediğim gibi kimse ile kavgaya gerek yok yazının gücü yine kazandırdı.Konfüçyüs haklı: “Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil”. Sakarlığıma çözüm bulamıyorsak yolu açarız. Sisteme sözlü şikayetin hiçbir faydası yok, yazılı yapın şikayetleri:)
Bu arada her belediyenin reklam ve ilan panoları için yönetmeliği var. Yaptığım araştırma sonucu benim olayda İBB’ nin yönetmeliğinde bu direğin hukuka uygun olmayacak şekilde oraya yerleştirildiği sonucuna vardım, onu da ekte paylaştım.
Bu yazıyı paylaştıktan sonra ki gün Zabıta Müdürlüğü tarafından başvuruma hakkında tarafıma direğin kaldırıldığı şeklinde bilgilendirme dilekçesi gönderildi onuda aşağıda paylaşıyorum.
Birkaç haftadır yeni almış olduğum işler sebebiyle yoğun çalışıyorum. Geçen hafta yürümeye bile fırsat bulamadım diyebilirim. Beni tanıyanlar yürümenin benim için tefekkür etmek demek olduğunu bilir. Hatta çoğu kere öğün atlayıp yemek yemeyi unuttuğum oldu. Bu şartlarda bile işler bitti mi derseniz. Hayır bitmedi. Üstüne üstlük geciktiğim ve yetiştiremediğim işler oldu. Bugün iki şeyden bahsetmek üzere yazıyorum: Meslekte hata yapmak ve çalışma düzeni. Değerli vaktinizden biraz almış olacağım.
Geçen hafta ofise çalışmak üzere stajyer alımı yapmamız gerektiği için başvuran bazı meslektaşlarla ön görüşme yapmam istendi benden. Bu görüşmeler farklı farklı üniversitelerden olan ve henüz kariyer hayatının başında olan müstakbel meslektaşlarla oldu. Bu görüşmelere dair daha sonra bir video çekmeyi düşünüyorum ama şimdilik şunu söyleyebilirim ki onların olduğu taraftan seçici tarafa geçmek çok zor değil bizim meslek alanında. Sizi seçen insanlar diğer meslek gruplarında olduğu gibi belirli bir uzmanlık eğitimi almayan, İK bilgisi düşük veya bazen hukuki bilgisi bile sizden az olan insanlar olabiliyor genç meslektaşlar. Hukuk ofisleri stajyerlerle çalışma sürecinde bazen kalem, bazen dilekçe, bazen kurum işlerini halletmek için görüşmeler yapıyorlar.
smart
Özellikle belirtmek istediğim hususlardan biri şu ki: Öğrenci iken çalışan bir meslektaş yolunda gitmeyen bir iş olduğunda veya hata yaptığında kendisine çok kızıldığını ve hatta onuru incitecek sözlere maruz kaldığını söyledi. Meslektaşlar şunu unutuyor bir işi yapamamak veya bilgiye sahip olmamak çok olağan. Öğrenmek için geliyor meslektaşlar sadece bizim işlerimiz yürüsün diye değil.
Bu meslekte sadece bir alanda uzman değilseniz ve çok çeşitli dosyalar alıyorsanız bazen onuncu yılda dahi yeni şeyler öğrenip, hatalar yapıyorsunuz. Staj yaptığım yerlerdeki avukatlar en az 10 yıllık meslektaşlardı ve onlarda en az bizim kadar bu hataları yapan ve olumsuz durumları yaşayan insanlardı. Süre kaçmasın diye bazen nitelikli olmayan dilekçeler yazdıklarını gördüm, süre kaçıran meslektaşlar ve hatta en az 4 yıldır süren dosyayı düşüren meslektaşlar tanıdım. Bunların bazıları iyi çalışan, zaman ve disiplin açısından takdir ettiğim ve örnek aldığım insanlardı.
Hata yapmak, iş yetiştirememek başımıza gelen şeyler. Hele staj sürecinde her şey yeni iken çok olası hata yapmak. Siz her ihtimali düşünüp, hazırlıklı olun ve muhakkak danışın. Danışmak stajyerliğin en güzel yanı çünkü ruhsatı alınca insanlar sizin her şeyi bildiğinizi düşünüyor ve sorduğunuz sorularda “nasıl bunu bilmez” bakışları ile karşılamanız yüksek ihtimal. Stajyerim dediğinizde durumlar çok değişiyor.
Bir diğer husus ise bizim meslekte meslektaşların büyük kısmı sadece iş geldiğinde üretim yapıyor. Makaleleri, yazıları dahi çoğu kere iş çekmek adına yazıyor. Bu bile iyi bir sebep. Yaptığım bir görüşmede meslektaş arkadaş çalıştığı büyük bir ofiste bunu istediğini, neden üretim yapmadıklarını sorduğunda:” Biz bu tür şeylerle uğraşmıyoruz” cevabını almış, ne yazık ki.
Tabi ki bizlerde her zaman makale yazıyor, video çekiyor veya eğitimlere katılmıyoruz. İş yoğunluğu oluyor tabi ama bunlar zaten mesleğe yatırım yapan hususlar. Diğer bir husus şu ki makaleyi sadece akademisyenler yazar diye düşünenler, raporu bilirkişiler yazar, videoları sosyal medyacılar çeker diyenler var hala. Daha vahim olan ise bu uygulamaların Avukatlık Kanunu gereğince reklam yasağına aykırı olduğu iddiasında olanlar var. Biraz araştırma yapsalar aslında belirli sınırlara uyulduğunda yasağa aykırılık teşkil etmediğini okuyacaklardır.
Çağımız artık hiçbir meslekte sayının az olmadığı bu sebeple meslek itibarının düştüğü bir çağ. Teknolojinin artık tüm alanlarda olduğu, bilmemenin bahane olamayacağı bir çağ. Genç meslektaşlar şunu söyleyebilirim elbet hatalar olacak, elbet süreler kaçacak, elbet iyi iş çıkaramayacaksınız bazen. Başlarken benimde yaşadığım gibi bitmedi işler ve yetiştiremedim. Lakin mesleğin başında çok çalışmak lazım, üretmek lazım, zamanı yönetmeyi öğrenmek ve teknolojiye ayak uydurup onunla birlikte gelişmek lazım. Siz işinizi iyi yaptıkça zaman size bunun meyvelerini verecek emin olun.
Şu günlerde yeni yeni atılan adli tatil ve yaz tatili etkileri ile birlikte iş yoğunluğumuz artmaya başlamakta. Meslekte bir yıllık veya on, on beş yıllık başka meslektaşlarla yaptığım sohbetlerimizden işlerin durgun olduğu ve uzun süredir yeni iş almadıkları yönünde geri bildirimler alıyorum.
“Günümüzde ekonomik krizler ve durgunluk dönemleri daha sık yaşanır hale gelmiştir. Bu zamanlarda herkes harcamalarını kısarken krizin etkisiyle bazı alanlarda daha fazla iş oluşumu gözlenmektedir. Böyle dönemlerde, uzmanlık alanınıza daha fazla odaklanın. Diğer konuları ikinci plana atın. Şu an size gereken en hızlı sonuç alabileceğiniz alanlara odaklanmaktır.”
Meslekte Zor Zamanlarda İş Yapma
Yeni iş gelmesede araştırma yap, oku ve en önemlisi yaz. Meslekte merak edilen o kadar çok husus var ki ve etrafımızda dahi hukuki bir araştırmanın konusu olacak o kadar çok örnek var ki önemli olan o bakış açısını edinmek. Gazete haberleri, yolda giden bir araba, yapılan alışverişe, yürüyüş yapılan yol… O kadar çok yazı çıkar ki bunlardan yetişmez zaman. Disiplin yeni iş gelince değil mevcut zamanıda değerlendirmek. Yazdıklarınızı paylaşın. Meslektaşlar, stajyer meslektaşlar, öğrenci meslektaşlar, hukuk camiası dışındaki insanlar ve sorularına yanıt arayanlar sizinle karşılaşsın araştırma yaparken.
Bir diğer önemlisi sosyalleşin ve davetlere katılım gösterin. Bu katılımlar bizim meslekte çevre edinmemiz açısından çok önemli. Benim gibi kadın meslektaşlar açısından imkan daha kısıtlı. Ama bu yinede hiçbir şey yapılamayacağı anlamına gelmiyor. Mevcut müvekkillerinizle görüşmek, toplantı yapmak ve durum değerlendirmesi yapmak sizi onlara hatırlatacak ve işinizi önemsediğinizi gösterecektir.
“Bir Çin Atasözü der ki, “Krallıklar kriz döneminde kurulur, para iyi zamanda kazanılır.” Kriz dönemleri mesleki kariyerinizde yeni krallıklar kuracağınız bir dönemdir. Bunları yapmak için masanızı terk etmeniz, sahaya inerek müvekkillerin ve müvekkil adaylarının yanında zaman geçirmeniz gerekir. Böylece, kriz dönemlerinde ortaya çıkan hızlı değişimlerden ve ihtiyaçlardan haberdar olursunuz. Yeni dönemin bir parçası haline geldiğinizde herkesten daha ileriye gidersiniz. Bulutlar dağılıp güneş açtığında da karşılığını alırsınız.”
Meslekte her zaman şu inanç içinde oldum: Eğer işini iyi yaparsan her zaman iş yaparsın ve para kazanırsın. Artık çoğu meslekte mezunlar konusunda önlenemez bir artış var. Şu çağ teknolojiye ayak uyduran ve işini iyi yapanların öne çıktığı bir çağ. Doğal seçilime kurban gitmemek bizim elimizde. Fark yaratmak, küresel çapta bir hizmet kalitesi ve bilgiyi ayıklama bunlar yapılması gerekenler bizim meslekte.
Başarı tesadüf değildir. Fırsatlar herkes için doğar, biz yeter ki onlar karşımıza çıktığında ayırt edebilecek yetkinlikte olalım.