ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASI (İZALE-İ ŞUYU)

İzale-i Şuyu veya ortaklığın giderilmesi davası, paylı veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz malda ortaklar arasındaki paydaşlığa son vererek kişisel mülkiyete geçişi sağlayan, davanın tüm tarafları için benzer sonuçlar doğuran bir dava türüdür.
Ortaklığın giderilmesi davası, paylı veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallarda ortaklar arasında mevcut birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan iki taraflı, taraflar için benzer sonuçlar doğuran inşai davadır

  • Ortaklığın giderilmesi davası, menkul veya gayrimenkule ortak olan tüm paydaşlara karşı açılır. Herhangi bir paydaş taşınır veya taşınmaz maldaki ortaklığa son verilerek ortaklığın bitirilmesini talep edebilir. Paydaşlar, kendi aralarında malı nasıl pay edeceklerine dair bir anlaşma yaparak ortaklığa son verebilirler. Anlaşma yoluyla ortaklık sonlandırılamaz ise, paydaşlardan biri diğer tüm paydaşlar aleyhine izale-i şuyu davası açarak dava yoluyla ortaklığın giderilmesini isteyebilir.
  • Tüm paydaşların ortaklığın giderilmesi davasında yer alması zorunludur. Paydaşlardan birinin ölümü halinde mirasçılık belgesinde ismi geçen tüm mirasçıların davaya dahil edilmesi gerekir. Tüm ortaklar davaya dahil edilmeden davanın sonuçlandırılması mümkün değildir.
  • İzale-i şuyu davasında davanın kazananı veya kaybedeni olmaz, davanın tarafı olan herkes davadan aynı şekilde etkilenir.

Ortaklığın Giderilmesi Davasında Görevli Ve Yetkili Mahkeme

Ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davasında yetkili mahkeme taşınmaz malın bulunduğu yer mahkemesidir. Görevli mahkeme ise Sulh Hukuk Mahkemesi’dir.

Ortaklığın Giderilmesi Davasında Yetkili Mahkeme

Birlikte mülkiyete konu olan taşınır veya taşınmaz eşyanın tereke ile ilgili olması halinde kesin yetkili mahkeme, “ölen kimsenin son yerleşim yeri mahkemesi”dir. Dava konusunun taşınmaz eşyanın tereke ile ilgili olmaması halinde kesin yetkili mahkeme, “taşınmaz eşyanın bulunduğu yer mahkemesi”dir.

  • Bahse konu durum ile ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; 24.11.1965 tarihli, 685/428 sayılı kararında “Terekedeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi davasını (TMK m. 644; eski MK m.584/a) da 11inci madde kapsamında görmeyerek, yetkinin 12nci (HUMK 13üncü)madde hükmüne göre belirlenmesi” görüşünde olduğunu belirtmiştir.
  • Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 30.12.1954 tarihli, E.6938 K.6153 sayılı kararında ise durum “Miras bırakanın terekesiyle ilgili olarak ortaklığın giderilmesi davalarına o kimsenin son ikametgah mahkemesinde bakılması gerekir.” şeklinde ifade edilmiştir.
  • Dava konusu eşyanın taşınır eşya olması haline yetkili mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanun’unun 5. ve devamı maddelerinde gösterilen yetki kurallarına göre tayin edilir.

Ortaklığın Giderilmesinde Davasında Paylaşma Biçimleri

Ortaklığın giderilmesi davasında her ne kadar asıl olan aynen taksim olsa da HMK gereği hakim taleple bağlıdır.

  • Taraflar ortaklığın aynen taksim yoluyla giderilmesini talep etmediği takdirde hakimin bu yönde karar vermesi mümkün değildir. Bu itibarla davacının ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesini istemesi durumunda davalının buna itiraz ederek ortaklığın satış yoluyla giderilmesini istemesi mümkündür.
  • Keza davacının ortaklığın satış suretiyle giderilmesini istemesi durumunda davalının ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesini talep etmesi de mümkündür. Davalının da talebinin değerlendirilmesi gerektiği, ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararında “Ortaklığın giderilmesi davasında, davacının yalnız satış yoluyla ortaklığın giderilmesini istemesine karşın, davalının aynen taksim istemesi ve bunun koşullarının da bulunması durumunda mahkemece, taksim suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilebilir.” şeklinde ifade edilmiştir.
  • Nihayetinde ortaklığın giderilmesi davasında taraflardan her ikisinin de bulunabileceği talepler:

1-Ortaklığın aynen taksim yoluyla giderilmesini istemek,
     1.a Ortaklığın kat mülkiyeti kurulması yoluyla giderilmesini istemek
2-Ortaklığın satış yoluyla giderilmesini istemek,
şeklindedir.

1- Ortaklığın Aynen Taksim Yoluyla Giderilmesi

  • İzale-i şuyu davasının tarafları malı nasıl bölüştüreceklerine anlaşarak dava sırasında bu antlaşmayı hakime bildirebilirler. Hakim bu antlaşma doğrultusunda ortaklığın giderilmesine karar verebilir. Taraflar malın paylaşılması konusunda anlaşmazlarsa maldaki ortaklığın ya satış suretiyle ya da aynen taksim yoluyla giderilmesi gerekir.
  • Taşınmaz mallarda aynen taksim yolu ile ortaklığın giderilmesi, taşınmazın parsellere ayrılması anlamına gelen ifraz işlemi sonucunda gerçekleşecektir.
  • Dava konusunu oluşturan taşınmazların birden fazla olması durumunda aynen taksimin mümkün olup olmadığının her bir taşınmaz için ayrı ayrı araştırılması gerekir.
  • Paydaşlar arasında anlaşma sağlanamadıkça bir kısım paydaşların payı paylaşma dışı bırakılarak ortaklığın giderilmesi kararı verilemez.
  • Ortaklığın giderilmesi davasında hakimin aynen taksim suretiyle ortaklığın giderilmesi kararı verebilmesi için taşınmazın yüzölçümü, niteliği, pay ve paydaş sayısı, imar mevzuatına göre aynen taksimin mümkün olup olmadığını araştırması gerekir. Burada yapılan keşifler büyük önem taşımaktadır.
  • Keza paydaşlar rıza göstermedikçe taşınmazın bir bölümü paylı bırakılamaz.
  • Aynen taksimin mümkün olması durumunda, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi halinde eksik değerdeki parçaya para (ivaz) eklenerek denkleştirme sağlanır.
  • Davada paydaşlar arasında anlaşma olmadıkça hakim kendiliğinden bazı taşınmazların bir kısım paydaşlara, kalanın diğer paydaşlara verilmesi şeklinde aynen bölünerek paylaştırmaya karar veremez. Taşınmazın hukuki açıdan ifrazı mümkün olmalıdır
  • Aynen taksim halinde teknik bilirkişiye ifraz projesi düzenlettirilmeli, bu projeye göre aynen taksimin 3194 sayılı İmar Kanunu ve Yönetmeliği uyarınca mümkün olup olmadığı onay makamına sorulmalıdır
  • Yargıtay 6. HD., 05.04.2010, E. 2009/11775, K. 2010/3836 kararına göre: ‘’ Aynen bölünerek paylaştırma (taksim) halinde teknik bilirkişiye ifraz projesi düzenlettirilerek bu projeye göre taşınmaz belediye veya mücavir alan hudutları içerisinde ise belediyeden, belediye dışında ise İl İdare Kurulundan 3194 sayılı İmar Kanunu ve Yönetmeliğine göre bölüşmenin (taksimin) mümkün olup olmadığı sorulur.’’
  • Dava konusu mal, aynen taksim halinde değer kaybına uğrayacaksa ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesi mümkün olmayacaktır. Türk Medeni Kanunu’nun 699. maddesinde “Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa açık artırmayla satışa hükmolunur.” denilerek ifade edilmiştir.
  • Dava konusunun taşınmaz eşya olması durumunda kararın kesinleşmesiyle mülkiyet hakkını kazanan tarafların söz konusu taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunabilmeleri tapu tescilinin sağlanması ile mümkün olur.
  • Ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesine karar verildiği takdirde dava konusu taşınmazın üzerinde bulunan irtifak hakkı, intifa hakkı veya şerh edilmiş şahsi haklar paylaşılan kısma intikal eder.

1.a Ortaklığın Kat Mülkiyeti Kurularak Giderilmesi

Ortaklığın giderilmesi davasına konu olan taşınmaz üzerinde tamamlanmış bir bina olduğu takdirde hakim kat mülkiyeti kurularak ortaklığın giderilmesine karar verebilir.

  • Eğer taşınmaz malda kat mülkiyeti kurmak mümkünse, hakim kat mülkiyeti kurulup kurulamayacağını çok iyi araştırmalıdır. Kat mülkiyetinin kurulması mümkün olan bir taşınmaz malda satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilemez.
  • Dava açıldıktan sonra da ortak maliklerden birinin ortaklığın kat mülkiyeti kurulması suretiyle giderilmesini talep etmesi halinde hakim paydaşlığın kat mülkiyeti kurularak giderilmesine karar verebilir.
  • Ortaklığın kat mülkiyeti kurularak giderilmesi halinde ortaklara tahsis edilen bağımsız bölümler arasında değer farkı söz konusu olursa denkleştirme (ivaz) paylara para eklenerek sağlanır.
  • Ortaklığın kat mülkiyeti kurulması yoluyla giderilebileceği, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 2008/11693 E., 2008/12703 K. Sayılı kararında “Kat Mülkiyeti Yasasının 10. maddesinin beşinci fıkrası hükmüne göre kat mülkiyetine konu olmaya elverişli bir taşınmaz üzerindeki ortaklığın giderilmesi davasında ortak maliklerinden birinin paylaşmanın aynen (kat mülkiyeti kurulması ve bağımsız bölümlerin özgülenmesi yoluyla) yapılmasını istemesi durumunda hakim, o taşınmazın mülkiyetinin 12. maddede yazılı belgelere dayanılarak kat mülkiyetine çevrilmesine ve paylar denkleştirilmek suretiyle bağımsız bölümlerin ortaklara ayrı ayrı özgülenmesine karar vermelidir.” şeklinde ifade edilmiştir.

2- Ortaklığın Satış Yoluyla Giderilmesi

Türk Medeni Kanunu’nun 699. Maddesine göre ortaklık, malın pazarlık veya artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi suretiyle giderilebilir.

  • Ortaklığın giderilmesi davasında davacı ortaklığın satış yoluyla giderilmesini istemiş ve davalılar da bu talebe itiraz etmemişlerse hakim, ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verecektir.
  • Satış işleminin sadece paydaşlar arasında gerçekleşmesi bütün paydaşların buna rıza göstermesine bağlıdır. Tüm paydaşlar söz konusu rızayı gösterdikleri takdirde mahkeme, satışın paydaşlar arasında yapılacağına karar vermek zorundadır.
  • Satış suretiyle paylaşma halinde dava konusu eşya/eşyalar satışa çıkarılır. Satış sonunda elde edilen para, payları oranında paydaşlara dağıtılır.
  • Mahkeme, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verdiği takdirde ayrıca bir satış memuru tayin eder.
  • Satış memuru, satış işlemini İcra ve İflas Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre gerçekleştirir.

Ortaklığın Giderilmesi Davasında Muhdesatın Aidiyeti Konusunda Çekişme

Ortaklığın giderilmesi davasının konusu taşınmazda bulunan bina, ağaç, tesis gibi bütünleyici parçalar üzerinde mülkiyetin kime ait olduğu hususunda ortaklar arasında tartışma konusu ise, bu uyuşmazlığın ayrı bir dava açılmak suretiyle giderilmesi gerekir.

  • Uygulamada bu davalar ‘’Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası’’ denilmektedir. Bu davanın açılması halinde, izale-i şuyu davası yargılamasında, muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının sonuçlanması beklenir. Çünkü, taşınmazda yer alan bütünleyici parçalar üzerindeki mülkiyet hakkını tespit edildikten sonra ortaklığın bütünleyici parçalar da dahil edilerek giderilmesi gerekir.

Davanın Özellikleri

Davacı davadan feragat etse bile, davalılardan biri davaya devam etmek isterse mahkemece davaya devam edilerek esas hakkında karar vermesi gerekir.

  • Ortaklığın giderilmesi davası iki taraflı, taraflar için benzer sonuçlar doğuran dava olup, davacı ve davalı benzer haklara sahiptir.
  • İki taraflı bir dava olmasının sonucu olarak: İzale-i şuyu davasında davanın kazananı veya kaybedeni olmaz, davanın tarafı olan herkes davadan aynı şekilde etkilenir.
  • Ortaklığın giderilmesi davası matbu harca tabi bir davadır. Her ne kadar davayı açan paydaş dava harcını ve mahkeme giderlerini davanın başında ödemek zorunda kalsa da davanın sonunda mahkeme giderleri ve avukatlık ücretleri payları oranında taraflara yükletilir.

AV.ZANA ŞAHİN

Kafanızı Bir Direğe Çarpınca Ne Yapmalısınız?

Kafanızı bir direğe çarpınca ne mi yapmalıyız? Tabi önce bir sağlık kontrolü sonra ise (burası önemli) “bu direk niye burda” diyip yönetmeliğe uygun yerde olup olmadığı hakkında şikayet başvurusu yapmalısınız. Bugün sizlerle tam da bu konuda geçen gün dikkatsizlik sonucu geçirdiğim bir kaza sonucu yaptığım bir başvuru sürecinden ve sonucundan bahsedeceğim.

Yaklaşık 3 hafta önce akşam ofis çıkışı kaldırımda yürürken dalgınlığım sonucu çok şiddetli bir şekilde kafamı kaldırımın ortasında bulunan direğe çarptım.( Nasıl oldu demeyin, oluyor. Çevremdekilerin bile hayret ettiği sakarlıklar yaparım günlük hayatta.) Sonrasında tabi hastane, tomografi falan derken Allah’ tan bir şey çıkmadı. Bana bu yaşanılandan geriye üç dört günlük bir baş ağrısı ve lokal şişlik kaldı tabi. Sonraki gün bir arkadaşla istişare ederken söz konusu direğin kaldırımda ne işi olduğu?, acaba izini olup olmadığına konuşurken başvuru yapalım dedik.Aşağıda yer alan şekilde birkaç kuruma mail attık. Çok kısa bir başvuru yaptık ayrı ayrı.(Bu karşı tarafın sizi daha çok ciddiye almasını sağlıyor, her zaman birden fazla başvuru ve farklı kişilerin başvurusu sağlam argümandır.)

Ve geçen pazartesi sabah ofise giderken geçiş güzergahında bulunan o kaldırımdan tekrar geçerken burda bir şey eksik diye düşünürken kaldırımdaki direği kaldırdıklarını farkettim. Yine aynı işletmeye ait kaldırıma taşan kocaman bir çit vardı onu da şikayetimde belirtmiştim, o da kaldırılmış. Aradan 3 haftadan az bir süre geçmişken başvurum sonuçlandı; hem direk hem çit kaldırılmıştı. (Bazı arkadaşlar tekrar kafamı vurmadım diye direğin yokluğunu fark ettiğim konusunda mizahı arşa çıkardılar tabi.) Her zaman söylediğim gibi kimse ile kavgaya gerek yok yazının gücü yine kazandırdı.Konfüçyüs haklı: “Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil”.  Sakarlığıma çözüm bulamıyorsak yolu açarız. Sisteme sözlü şikayetin hiçbir faydası yok, yazılı yapın şikayetleri:)

Bu arada her belediyenin reklam ve ilan panoları için yönetmeliği var. Yaptığım araştırma sonucu benim olayda  İBB’ nin yönetmeliğinde bu direğin hukuka uygun olmayacak şekilde oraya yerleştirildiği sonucuna vardım, onu da ekte paylaştım.

Bu yazıyı paylaştıktan sonra ki gün Zabıta Müdürlüğü tarafından başvuruma hakkında tarafıma direğin kaldırıldığı şeklinde bilgilendirme dilekçesi gönderildi onuda aşağıda paylaşıyorum.

SERBEST AVUKATLIK, DİSİPLİN VE ZAMAN YÖNETİMİ

Dün akşam gece 3′ te uyandım ve birkaç gündür yapmayı ertelemiş olmam sebebiyle beni rahatsız eden birkaç işimi oturup yapmaya karar verdim. Tabi asıl uyanma sebebim işleri yapmamak değildi. Meslekte serbest çalışmanın hem avantajı hem zorluklarından biri çalışma saatlerinin esnek olması. Meslekte çoğu kere siz tayin ediyorsunuz ne zaman ve ne kadar çalışacağınızı. Meslekte bağımsız çalışmanın en önemli noktası diyebilirim işlerinizi, duruşmalarınızı, toplantılarınızı, müvekkil görüşmelerinizi ve dosyalar, davalar için siz zamanı yönetmek zorundasınız. Tabi eğer bir sekreteriniz varsa bu çok daha kolay. Birçok meslektaş tek başına başladığı için bu sorumluluklar bizim üstümüzdedir. Bu durum bağlı çalışan fakat kendi ofisini açmak isteyen birçok meslektaşın gözünü korkutmaktadır.

İlk başlarda tecrübe edinmek ve birikim yapmak için tercih edilen bağlı çalışmak yıllar geçtikçe zorunlu bir hal almakta ve ofis açmak korku haline gelmektedir. Kendi işlerini yürüten meslektaşlarda ise sürekli bir işin unutulduğuna dair anksiyete bozukluğu. İşin süresinin kaçıp kaçmadığını kontrol etmek için kalkıp hafta sonu ya da gece yarısı ofise giden meslektaşlar biliyorum.

Disiplin, özen, sorumluluk ve zaman yönetimi yaptığımız her işte, günlük hayatta, yemek yaparken, enstrüman çalarken, arkadaş görüşmelerinde… Her yerde var ve olmalı. Aslına bakarsanız bu olmayınca işi iyi yapma ve özenli olmak ihtiyacı doğmuyor. Sorumluluğun olduğu her yerde biraz stres vardır. Bunun dozunu ayarlamak bizim elimizde.

Bu konuda daha stajyer avukatken tanıştığım ve meslekte gerçekten çok işime yarayan kendimin de önemsediği ve meslekte tavsiye ettiğim Tarkan KARABEL’ in birkaç tavsiyesini paylaşmak istiyorum:

 İşte size zaman yönetimi taktikleri:

1. Bir sporcu gibi yaşayın. Erken yatın, sabahları da erken kalkın. Mesaiye saat 8.00’de başlayan zaman yönetiminde avantajlı duruma gelir

2. Güne yapılacaklar listesiyle başlayın

3. E-postalara günün sadece belli zamanlarında bakın

4. Tek bir işe odaklanın, aynı anda birden çok işi yapmayın

5. Telefon görüşmelerini üç dakika ile sınırlayın

6. Gelen aramaları aciliyet ve önem durumlarına göre sınıflandırın. Aciliyeti düşük işleri sonraya erteleyin

7. İş odağınızı bozacak araya giren muhtelif işlere hayır demeye başlayın

8. Akşam eve giderken masanızı toplayın. Bu şekilde ertesi güne tertemiz bir masayla çalışmaya başlarsınız

9. Mümkün olduğunca işleri başkalarına delege edin ve başkalarının zaman kaldıracını kullanın

10. Her görüşme ve toplantınıza bir zaman çerçevesi belirleyin ve buna sadık kalın

11. Yataktan kalktığınız ilk 2 saat altın değerindedir. Çünkü kavramsal düşünme gücü zirveye ulaşır. Esnek çalışma imkanı varsa, dilekçelerinizi, raporlarınızı, bu iki saatte verimli bir şekilde yapın

12. Rutin ama şık bir kıyafet tarzı belirleyin. Böylece her sabah ne giyeceğinizi düşünmek için enerji ve vakit harcamazsınız.

#zamanyönetimi #avukatlıkvezaman #avukatlıkdisiplin #avukatlıksorumluluk #avukatzanasahin #avzanaşahin #avukatzanaşahin #hukuk #dava #mahkeme #avukat #gençavukatlar #kendibüromuaçmak #avukatolmak #nasılavukatlıkyapılır #avukatatavsiyeler

TÜRKİYE’DE HANGİ VERGİLER VAR?

Vergi Nedir?

Vergi; devletin kişilerden ve kurumlardan kanunla belirlenen şekilde kamusal hizmetlerin yapılabilmesi amacıyla alınan paralardır. Vergi, diğer kamu kurumlarının ve devletin, kamu hizmetlerinin sağlanması için kişilerden ve kurumlardan zorunlu olarak alınan paralardır. Zorunlu olmakla birlikte vergi, ödeme gücüne göre herkesin farklı yükümlülüğe sahip olduğu ve anayasada yeri olan bir konudur.

Ülkemizde şu anda takribi 20-21 tane vergi alınmaktadır.

Ya gelir  ya servet ya da servetin kullanımı üzerinden alınan bu vergiler şunlardır. 

Diğer yayınlarımıza göz atmak ister misiniz?

Gelir Üzerinden

  • Gelir vergisi
  • Kurumlar vergisi

Servet Üzerinden

  • Emlak vergisi
  • Motorlu Taşıtlar vergisi
  • Veraset ve İntikal vergisi

Gelir Ve Servetin Kullanımı Üzerinden

  • Katma Değer vergisi (KDV)
  • Özel Tüketim vergisi (ÖTV)
  • Damga vergisi
  • Banka ve Sigorta Muameleleri vergisi
  • Özel İletişim vergisi
  • Şans Oyunları vergisi
  • Gümrük vergisi ile Diğer eş etkili vergiler
  • Dampinge Karşı vergi
  • Telafi Edici vergi
  • Çevre Temizlik vergisi
  • İlan ve Reklam vergisi
  • Eğlence vergisi
  • Haberleşme vergisi
  • Konaklama vergisi
  • Elektrik ve Havagazı Tüketim vergisi
  • Yangın Sigortası vergisi

HUKUK BÜROSU VE DANIŞMANLIK

DİJİTAL ŞİDDET NEDİR?

Gününmüz dünyasında yaygınlaşan teknoloji kullanımı ve bununla birlikte gelişen sosyal medya beraberinde yeni bir şiddet türünü meydana getirdi. Maruz kalanın, eylemi işleyenin ve birçok kimsenin habersiz olduğu bu şiddet türü yer, zaman fark etmeksizin herkes tarafından uygulanabilmekte. 

Sosyal medya araçları vasıtasıyla psikolojik, cinsel veya ekonomik zarar vermeyi amaçlayan saldırılar dijital şiddet olarak adlandırılır. Bu saldırılar günlük yaşamınızda tanıdığınız ve ilişkide olduğunuz insanlardan gelebileceği gibi, eski partnerinizden veya hiç tanımadığınız insanlardan da gelebilir. Bu nedenle şiddetin doğası bulunduğunuz sanal platforma ve şiddet uygulayan kişiye göre değişebilir.

Bu bağlamda kanuni bir tanımı bulunmayan dijital şiddet, teknolojinin olanaklarından faydalanmak suretiyle belirli bir kişiye veya gruba yönelik, bu kişi veya kişilerle ilgili bir bilişim sistemine veya bilişim sistemindeki verilere ilişkin ya da bir bilişim sisteminin araç olarak kullanıldığı rahatsız ya da kontrol edici her türlü eylem ve işlemler olarak tanımlanabilir.

Dijital şiddet teknolojik araç ve sistemlerin kişisel alana müdahale etmek, kişiyi baskılamak, zorlamak, sınırlamak, korkutmak ve kontrol etmek amaçlı kullanılması ile huzur bozucu davranışlar, özellikle tehdit, şantaj, hakaret, ifşa, iftira ve ısrarlı takip olarak nitelendirilebilecek eylemler; bir kişi ya da bir grubu hedef alan ayrımcı, aşağılayıcı ve şiddet içeren davranışlarda bulunulması; kişinin dijital kişisel alanına hukuka aykırı müdahaleler; kişisel verilerin hukuka aykırı elde edilmesi, kullanılması, saklanması veya paylaşılması; cinsel içerikli teklif ve her türlü iletiler, kişinin rızasının olmadığına işaret eden sözlü, yazılı, fiziksel veya engelleme, silme gibi dijital davranışlarına rağmen alternatif araç ve yollarla eylemlere devam etme ve dijital taciz davranışlarını grup etkinlikleriyle gerçekleştirme gibi şekillerde ortaya çıkabilir.

DİJİTAL ŞİDDETE KARŞI HUKUKİ SÜREÇ

Dijital şiddete maruz kalınması sonrası başvurulabilecek yollar ve yapılması gerekenler öncesinde söz konusu durum ile kendi başınıza baş etmek durumu daha ciddi hale getirilmektedir.

Söz konusu sanal ortamda tespit önem arz etmektedir. Eylem yazılı olarak mail, mesaj, gönderi, yorum, haber gibi kanallarla işlenmiş ise bunların ekran görüntüleri alınmalıdır. Eylemi meydana getiren kişiler tarafından  paylaşım kolaylıkla silinebilecek veya değiştirilebilecektir.Özellikle eğer davranış mesaj veya e-posta ile gerçekleştirilmişse bunların silinmemesi önemlidir. 

Bunları hemen yaptıktan sonra hukuki açıdan güvenilir ve resmi bir tespit için https://portal.tnb.org.tr/Sayfalar/TespitHiz.aspx adresi üzerinden Türkiye Noterler Birliği nezdinde oluşturulmuş portal kullanılmalıdır. Her saatte, ücretsiz olarak yapılabilen e-tespit sonrasında herhangi bir notere gidilerek sistemin verdiği başvuru numarasıyla tespit işlemi onaylatılarak belgeye dönüştürülebilir.

Dijital şiddete karşı yapılması gereken ikinci şey, dijital şiddet içeren paylaşım şayet özel mesaj veya e-posta değil de üçüncü kişilere açık bir paylaşımsa, bu içeriğin bir an evvel kaldırılmasını veya erişime kapatılmasını sağlamaktır. Şayet 5651 sayılı İnternet Kanunu kapsamında katalog suçlarda düzenlenen durumlardan biri veya özel hayatın gizliliğinin ihlali söz konusuysa https://www.ihbarweb.org.tr/ sitesi üzerinden Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna her saatte ücretsiz başvurulabilir. Bunların dışında kişilik haklarının ihlali söz konusuysa içerik sağlayıcısına, buna ulaşılamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurularak uyarı yöntemiyle içeriğin yayından çıkarılması istenebileceği gibi, doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesi de istenebilir.

Öte yandan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında en yakın polis ya da jandarma karakolu ile Cumhuriyet Savcılığına veya Aile Mahkemesine başvurularak ihtiyaç duyulan önleyici ve koruyucu tedbir kararları aldırtılabilir. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğü’ nün Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’ na mail yoluyla, telefon ile ve online  başvuru yapılarak ihbarda bulunulabilinmektedir.

Bu adımlar tamamlandıktan sonra failin bir yaptırımla karşılaşması için gerekli adımlar atılmalıdır. Dijital şiddet davranışları çoğu zaman Türk Ceza Kanunu kapsamında düzenlenen suçlardan birini oluşturduğundan faillerin ceza alması sağlanabilir. Bu davranışlar, Türk Ceza Kanunu’nun Bilişim Alanında Suçlar başlığı altında düzenlenen suçlardan olabileceği gibi, klasik suçların bilişim sistemleri aracılığıyla işlenmesi halinde Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar veya Hürriyete, Şerefe, Genel Ahlaka Karşı Suçlar kapsamında da olabilir. Tehdit, hakaret, özel hayatın gizliliğini ihlal, şantaj gibi. Somut olayda bunlardan biri veya birkaçı birlikte gerçekleşmiş olabilir. 

Öte yandan dijital şiddet davranışları nedeniyle kişilik hakları ihlal edilen maruz bırakılanlar, Türk Borçlar Kanunu’nun 58. Maddesi gereğince de saldırı sonrası meydana gelen maddi ve manevi zararın giderilmesini isteyebilir. Bu şiddete maruz kalan kimse tazminat için ayrıca dava açabilme hakkına sahiptir.

Bu makaleye ayrıca bir katkısı olması adına Youtube sayfamdan Dijital Şiddet Nedir? Dijital Şiddete Karşı Hukuki Süreç/ Dijital Şiddete Maruz Kalınca Ne Yapılmalı içerikli bir video çektim: https://youtu.be/cjMpWqnHzFk

#avukatzana #avzanasahin #dijitalşiddet #hukukisüreç #avzanaşahin #hukuk #avukat #mahkeme #dava #dosya #cezahukuku #hakaret #tehdit #özelhayatıngizliliği #stajyeravukat

ARACIN ÇALINMASI HALİNDE KASKO, TAZMİNAT VE ŞARTLAR

Metropollerde ve büyük şehirlerde oldukça sık rastlanan durumların başında gelen gasp ve hırsızlık araçlarınızın da güvenliğini tehlikeye atıyor. Aracınızın çalınması ya da çalınmaya teşebbüs edilmesi halinde size maddi kaybı onarma olanağı sunan isteğe bağlı kasko ile aracınızı güvence altına alabilecek ve meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı önceden önlem alma fırsatı elde edebileceksiniz. Peki araç çalınması durumunda kaskodan yararlanmak adına izlenmesi gerekilen adımlar ne olmalıdır?

Aracım Çalınırsa Kaskodan Yararlanmak İçin Ne Yapmalıyım?

Aracın çalınması durumunda gerekli prosedürlerin yerine getirilmesi ve poliçede belirtilen kurallar çerçevesinde hareket edilmesi yeterlidir. Sigorta şirketi tarafından istenen belgelerin eksiksiz bildirilmesi ve bildirim süresine dikkat edilmesi çalınma durumunda kasko sigortasından faydalanılması için gereken koşullardan bazılarıdır. 

İlk olarak aracın çalındığının fark edilmesi ile hızlı bir şekilde polis ya da jandarma gibi yetkili makamlara durum bildirilmelidir. 

Yetkili mercilerin yaptığı incelemeler sonucu tutulan tutanakların örnek nüshaları alınarak gerekli diğer tüm belgeler ile birlikte kasko sigortası yaptırdığınız sigorta şirketine bildirmeniz gerekir. 

Aracın çalındığı günün tarihinden itibaren sigorta şirketine bildirim yapılması için gerekli olan süre 5 iş günüdür. Bu sürenin geçirilmesi durumunda araçla ilgili herhangi bir tazminat ödemesi sigorta şirketi tarafından yapılmaz.

Polise ihbarın yapılması ve sigorta şirketine gerekli belgelerin iletilmesinden sonra araştırma süreci başlar. Yetkililerin yapacakları araştırma 30 gün içerisinde sonuçlanmamış ise sigortalının polise başvurarak aracın bulunamadığının belgelendirmesi gerekir. Bu belgeleri sigorta şirketine bildirmekle de sigortalı yükümlüdür. 

30 gün içerisinde çalınan aracın bulunması durumunda ise sigortalı aracı kabul etmek zorundadır. Araçta çalınma nedeniyle oluşan hasar ya da çalan kişinin kullanımı nedeniyle oluşan tüm hasar sigorta şirketi tarafından karşılanır. 

Aracın 30 gün içerisinde bulunamaması durumunda aracın çalındığı günkü rayiç bedeli sigortalıya ödenir. Örneğin, 120 bin TL değerindeki bir araç sigortalandıktan 6 ay sonra çalındığında tazminat 120 bin TL olarak değil, çalındığı günkü değeri hesaplanarak ödenir. Tazminat bedelinin sigortalıya iletilmesinden sonra aracın bulunması durumunda ise karar verme hakkı sigortalıya geçer. Sigortalı isterse aldığı tazminatı sigorta şirketine iade eder, isterse de çalınan araçtaki tüm haklarını sigorta şirketine devrederek tazminat bedelini kullanır. 

Sigorta Şirketinin Çalınma Sonucu Tazminat Ödemediği Durumlar Nelerdir?

Sigortalı aracın çalınması sonrası sigortalının hakları poliçe kapsamındaki özel şartlar nedeniyle farklılık gösterebilir. Bazı çalınma durumlarında sigortalı tazminat hakkından faydalanabilirken bazı durumlarda ise çalınan aracın tazminat bedelinin ödenmesi sigorta şirketi tarafından reddedilir. Türkiye Sigorta Birliği (TSB) tarafından yayınlanan Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları kapsamında kaskonun çalınma sonucu ödeme yapmadığı durumlar ile bazı özel durumları aşağıda maddeler halinde bulabilirsiniz. 

Sigortalı araca ait anahtarın kontakta ya da araç içerisinde unutulması nedeniyle sigortalı aracın çalınması halinde çalınma veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan zararların giderilmesi sigorta şirketi tarafından reddedilir.

Sigortalı aracın anahtarlarının polis ve asker gibi resmi sıfatlar kullanarak, güven oluşturacak şekil ve davranışlarla ele geçirilmesi suretiyle ya da acil bir durum veya görev bahane edilerek el konulması suretiyle meydana gelen çalınma veya çalınmaya teşebbüsten doğacak zararlar kasko sigortası çalınma teminatı kapsamı dışındadır.

Sigortalı aracın anahtarının zor, şiddet, cebir veya tehdit kullanılmaksızın ele geçirilmesi sonucu oluşan tüm zararlar sigorta şirketleri tarafından karşılanmaz.

İsteyerek ve bilerek sigortalı aracın kullanılmasına izin verilen veya emanet edilen kişilerce aracın çalınması sonucu oluşan zarar kasko sigortası kapsamı dışındadır. 

Sigortalının herhangi bir nedenle algılama yeteneğinin zayıflaması ya da kaybolması nedeniyle, durumdan faydalanan kötü niyetli kişilerce araç anahtarının çalınması ve bu yolla ele geçirilen araçta meydana gelecek hasar kasko sigortası çalınma teminatı dışında kalır.

Araç anahtarının kötü niyetli kişiler tarafından zor kullanmadan ele geçirilmesi, zor kullanma gerektirmeyecek şekilde açıkta bırakılması, açık durumda olan kapı ya da pencereden zor kullanmadan girilip alınması yoluyla ele geçirilip aracın çalınması ya da çalınmaya teşebbüs edilmesi sonucu araçla ilgili bütün hasar kasko sigortası kapsamı dışındadır.

Aracın çeşitli nedenlerle götürüldüğü otopark, servis, oto yıkama ve tamirhane vb işletmelere teslim edildikten sonra aracın çalınması veya çalınmaya teşebbüs edilmesi sonucu meydana gelecek hasarlar, araç teslim edilmeden önce işletmeden kanunen geçerli bir belge alınmaması durumunda kasko şirketi tarafından karşılanmaz.

Kasko şirketlerinin aracın çalınması durumunda tazminat ödemediği durumların yanı sıra farklı birkaç durum da bulunur. Araç anahtarının kapalı bir mekanda bulunması durumunda bu mekana kırma, delme, zorlama ya da öldürme, yaralama, şiddet kullanma veya tehditle girilmesi, anahtarın bu yollar ile ele geçirilmesi sonucu oluşan zarar kasko sigortası tarafından karşılanır. Çeşitli araçlar kullanılarak ya da tırmanarak kapı ve pencerelerden girilip ele geçirilen anahtarların kullanımıyla araçta oluşacak hasar sigorta şirketi tarafından karşılanır. Gasp edilerek ele geçirilen anahtarlarla çalınan araçlar da kasko sigortası teminatları kapsamı içindedir.

Ayrıca sigortalının yükümlülüğünü yerine getirmediği diğer durumların yanı sıra bilerek veya isteyerek verilen zararlar ve sigortalının azmettirmesiye gerçekleşen olaylar kasko sigortası kapsamı dışındadır.

Aracın çalınması ile ilgili yukarıda belirttiğimiz tüm kırılımlar sigorta şirketleri arasında farklılık göstermektedir. Bu nedenle daha sonra mağduriyet yaşamamak adına kasko sigortası düzenlenirken sigorta şirketlerinden gerekli bilgiler alınmalı ve bu bilgiler doğrultusunda kasko poliçeniz güncellenmelidir.

avukatzanasahin.com arabam çalında ne yapmalıyım

Çalınan Aracın Aksesuarları Kaskoya Dahil midir?

Araca sonradan ilave edilen özel lastik ve çelik jantlar değer olarak standartlarından farklı olduğu için, değerleri sigortalı ile sigortacı tarafından mutabık kalınarak kasko sigortası hesaplama kuralları çerçevesinde tespit edilmeli, ek teminatlar ile poliçede ayrıca belirtilmelidir. Kasko sigortası yaptırdıktan sonra araca eklenen hiçbir aksesuar sigorta teminatına dahil değildir. Bu nedenle araç çalındığında da kasko şirketinin sorumluluğunda değildir.

Çalınan Araç Kasko Ödemesi Nasıl Olur?

Araç sahipleri yaşanabilecek olumsuzluklara karşı kasko sigortası ve trafik sigortası yaptırır. Kasko sigortası çarpma, çarpılma, yanma, çalınma ve çalınmaya teşebbüsün yanı sıra birçok ek teminatla genişletilebilir. Trafik sigortasının kasko sigortasından farkı yaptırılması zorunlu olan, teminatlarının kapsamı devlet tarafından belirlenen ve kazaya karışan 3. kişilerin zararını karşılayan sigorta türü olmasıdır. Kasko sigortası ana teminatları arasında yer alan çalınma ve çalınmaya teşebbüs ise sürücüleri, gerçekleşmesi durumunda en zor duruma düşürecek durumdur. Sigorta bedeli ile kıyaslanamayacak kadar büyük zarara uğramanıza neden olan bu durumdan aracınızın hasarını ve çalınması durumunda rayiç bedelini ödeyen kasko sigortası ile kurtulabilirsiniz. 

Hırsızlığın gerçekleşmesi durumunda ise ilk olarak polis ya da jandarmaya başvurulur. Daha sonra 5 iş günü içerisinde polis tutanakları ile birlikte sigorta şirketi bilgilendirilir ve evraklar teslim edilir. Belgelerde herhangi bir eksiklik olmaması durumunda ise sigorta eksperinin hasar tespit ve değerlendirme çalışmaları başlar. Sigorta eksperleri kaza sonucu oluşan maddi kaybın miktarını, yaşanan kaybın sebebini ve kapsamını belirleyen, tüm bunları etik ilkeler çerçevesinde yapan kişilerdir. Sigorta eksperi kaza ile ilgili incelemesini tespit tutanağı ve raporlar ile birlikte Tramer’e gönderir. Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi (Tramer) tüm sigorta işlemleri ile ilgili bilgilerin toplandığı merkezdir. En fazla iki gün içinde Tramer’den gelen karar doğrultusunda işlemlere başlanır. 

Son kararda yapılan araştırmalar sonucu kazada hata oranı belirlenir ve tazminat miktarı aynı doğrultuda karşılanır. Kasko hasar ödeme süresi kazanın meydana geldiği tarihi takip eden 45 gün içerisinde gerçekleşiyor.

Kasko sigortası ne zaman ve nasıl gerçekleşeceği belli olmayan kazalara karşı sürücüleri koruma altına alır. Tüm araç sahiplerinin risk altında olduğu bu durumda maddi yükten kurtulmak için kasko sigortası yaptırmak hayati bir önem taşır. 07.05.2021

AVUKAT ZANA ŞAHİN

STAJYER AVUKATLARA-HUKUK ÖĞRENCİLERİNE TAVSİYELER

AVUKATLIKTA ON PARMAK ÖĞRENMEK

Bu yazım mesleğin başındaki meslektaşlara, stajyer avukatlara ve henüz hukuk fakültesi sıralarındaki öğrencilere yönelik yapmaya niyet ettiğim yazı dizimin devamı niteliğindedir. 

Ben bir sorunun cevabını ararken ilk olarak internet üzeri aramalar yaptıktan sonra birine sormak alışkanlığında oldum her zaman. Teori konusunda çok fazla kaynak ve bilgi var bizim mesleğimizde. Ama iş pratiğe gelince, pratiğe dayalı çok az bilgi ve kaynak var. Yok denecek kadar az hatta.  

Öğrenciyken, stajyer avukatken ve şuan genç bir meslektaş olarak avukatlık mesleğini daha iyi icra edebilmek, müvekkil ilişkileri, ofis yönetimi, meslekte verimli çalışma, zaman yönetimi… Bu konularda ne kadar çok arama ve araştırma yaptıysamda bizim meslekte pratik kaynak bulmak çok zor. Staj yaptığımız veya staj yapacağımız yerlerde ise aradığını ve soruların cevaplarını bulmak onu bırakın sorularınızı soracak muhatap bulmak bile sıkıntı. Bir önceki nesil, benim dönemim ve sonradan gelen tüm meslektaşların en büyük kaygısı verimli bir staj dönemi geçirememek oldu. Yetersiz bilgilerle avukatlığa adım atmak korkulu rüya. Bunun için yaptığım araştırmalar, okumalar, aldığım online eğitimler ve kendime kattıklarım ile pratik açısından yazılı kaynaklar üretmek istedim meslek adına.

Bu kazançlardan biri on parmak ve herkese kati suretle tavsiyemdir. Şöyle ki;

ON PARMAK YAZMANIN  FAYDALI KATKILARI\NEDEN ÖĞRENMELİSİNİZ?

Kendime kattığım büyük kazançlardan birinden olan on parmaktan bahsedeceğim bu yazımda sizlere. Mesleğe zaman,hız ve verimlilik açısından çok büyük katkısı olan öğrenmelerden biriydi on parmak. Ben on parmağı F klavye ile öğrendim ve F ile yazıyorum. İlk başladığımda Q ile deneme yapmıştım, sonra F klavyeye karar kıldım. Yaptığım araştırmalar neticesinde. Aşağıda F klavyeyi seçme nedenlerinden bahsedeceğim. F veya Q farketmeksizin öğrenilebilecek bir kazanç bu. Yazacak çok şey var endişemi ortadan kaldıran, yazdığım metne bakmaksızın ve hatta sohbet ederken yazmamı sağlayan büyük bir kazanç oldu benim için. 

On parmak yazarken klavyeyi düşünmüyorsunuz. Çalışmalarla birlikte parmaklarınıza bakmadan harflerin yerlerini parmaklarınıza ezberletiyorsunuz. Biri ile konuşurken göz temasını kesmeden konuşabiliyor, onu dinleyebiliyorsunuz. Yazarken düşünme eylemine boğulmadan çok hızlı notlar alabiliyorsunuz.

Temize geçmeniz gereken bir el yazılı metniniz varsa veya kitaplardan bazı notları bilgisayara geçmek istediğinizde bir ekrana bir notlara bakma derdinden ve baktığınazda ne yazacağınızı ezberlemek zorunda kalmıyorsunuz, çoğu kere ekrana bakıncaya kadar unutan biri olarak müthiş bir kazanç oldu benim için.

Bizim ülkemizde zabıt katipleri, adliye memurlarının bilmesi gereken bir şey izlenimi yaratsa da birçok ülkede on parmak dersleri küçük yaşlardan itibaren müfredatlara eklenen bir gelişim alanı. Bizim ülkemizde on parmak bilen insan sayısı çok az malesef. Bende erken tanışmış sayılmam avrupa ülkelerini baz alırsak. İsmini duyunca bile kısa bir şaşkınlık yaşamıştım. Stajyerken bir meslektaşım yanımda bahsini açmıştı. Tabi çok ilgimi çekti; epey video izledim, blog yazılarını okudum, insanların öğrenme hikayelerini dinleyip okudum O da öğreneceğinden bahsetmişti. O hemen harekete geçti ve erken öğrendi.Aslında meslektaşım ben farkında olmadan meslek hayatımın en büyük katkılarından birinden haberdar olmamı sağladı. (Kendisine burdan çok selamlarımı iletiyorum)

NEDEN Q KLAVYE DEĞİLDE F KLAVYE  İLE ON PARMAK ÖĞRENDİM?

Öncelikle Q ile başlayıp sonra neden F klavyeye geçtiğimden bahsedecek olursak; 

Q klavye dizilimini Christopher Latham Sholes isimli mucit ortaya koymuş. Sholes, daktiloda her bir harfe basıldığında kağıda vurarak harfleri basan mekanik kolların, hızlı yazı yazıldığında çarpışıp sıkıştığını fark etmiş. Sholes bu problemin çözümü için, kullanıcının yazım hızını yavaşlatmak üzere harflerin yerlerini alabildiğine karıştırarak en çok kullanılan harfleri elin en zor ulaşabileceği yerlere yerleştirmeyi uygun görmüş. Sık kullanılan harfler dağınık şekilde yerleştirilmiş ve böylece Q klavye ortaya çıkmış.

F klavye ise Türkçe’de yer alan kelimeler analiz edilerek, harflerin kullanım sıklığına göre özel olarak dizayn edilmiş bir klavye. Harflerin dizilimini incelerseniz, sol ortada en çok kullanılan sesli harflerin, sağ ortada ise en çok kullanılan sessiz harflerin olduğunu görürsünüz. En rahat kullandığımız işaret parmaklarının altında en sık kullandığımız harfler bulunur. Az kullanılan harfler ise köşelere dağıtılmıştır. Böylece parmaklarınızı fazla kaydırmadan hızla yazarsınız.

Yine, Türkçe’ de ağırlıklı olarak bir sesli bir sessiz harf kullanıldığından, sesliler sol ortada sessizler sağda toplanmıştır. Böylece bir sağ bir sol elinizi kullanırsınız, akıcı bir kullanımı hızı ortaya çıkar.

1957 yılından bu yana yapılan ve Türkiye’nin katıldığı uluslararası klavye ile hızlı yazma yarışmalarında, F klavye ile 25 rekor ve 59 dünya şampiyonluğu elde edilmiş. Yarışmada Q klavye kullanımı serbest olmasına rağmen rekorlar ve şampiyonlukları F klavye getirmiştir. İşte bu yüzden F ile on parmak öğrenmeye karar verdim. Öğrenmeyi isterseniz sizlere de F ile öğrenmeyi tavsiye ederim. 

Kullandığımız tüm bilgisayar klavyeleri Q dediğinizi duyar gibiyim. Arkadaşlar işte burda on parmağın büyüsü burada başlıyor. Klavyeye, ellerinize bakmadan yazdığınız için klavye tuşlarının ve üzerinde ne yazdığı çok önemsiz. On parmak yazmak için önümüzdeki bilgisayarda hangi klavye olduğu farketmeksizin klavye dilini F klavyeye çevirmeniz yeterli. Gözü kapalı yazmaya başlayabilirsiniz.

BENİM ON PARMAK ÖĞRENME SERÜVENİM

İlk olarak stajyer avukatken adını duyar duymaz araştırdım, bir sürü video ve yazı derken sıra öğrenmeye gelmişti. Ayrıca bu yazıma ek olarak benim on parmak öğrenme serüvenime dair videomda bulumakta. Ben ilk (https://turkegitim.net/Default.aspx) bu siteden başladım çalışmaya bir arkadaşın tavsiyesi üzerine. Daha sonra  son öğrenme sürecinde (https://www.m5bilisim.com/tr/on-parmak/) bu siteden öğrendim. Bu sitelerde temelden başlayıp aşama aşama zorlaşan bir eğitim sistemi var. En temelden hangi parmağın hangi harf üzerinde durması gerektiği, temel dizilimlerden başlayarak harf harf parmakları eğitiyor. Önce Q klavye ile öğrenmeyi denemeye karar vermiştim. Birkaç ders Q ile çalışmaya başladım. Sonra bıraktım işlerin yoğunluğu sebebiyle. Bu arada bana on parmak konusundan ilk kez bahseden meslektaş oturmuş iki gün 20 saat (https://www.m5bilisim.com/tr/on-parmak/) bu sitenin tüm derslerini bitirmişti ve on parmak yazmaya başlamıştı. Şuana kadar geç kaldığını ve müthiş bir faydasını gördüğünü söylüyordu. Onu da gördükten sonra tekrar öğrenme aşkı geldi tabi.  Az bir zaman sonra tekrar oturdum derslerin başına tabi birkaç ders derken gene sıkıldım. Öğrenen insanların öğrenme hikayelerini ve süreçlerini okuyup, izleyeyim dedim. Okuduklarımdan ve izlediklerimden sonra F klavye ve Q klavye arasında yukarıdaki anatomik farklılık ve Türkçe’ ye uygunluk meselesini öğrenince F klavye ile on parmak öğrenmeye karar verdim.

Bu sefer oturup F klavye ile çalışmaya başladım sitede bulunan ilk üç dersi beş kez tekrardan sonra yine bıraktım çalışma yoğunluğunu bahane ederek. Aradan bir yıl geçti ve benim 2020 yılı hedeflerimden biriydi on parmak öğrenmek. Sürekli aklımda olup bir türlü tekrar oturup tam olarak öğrenme kararlılığını gösteremediğim. Hatta öyle bir hal almıştı ki benim için on parmak öğrenme yeteneğim olmadığını, hiç öğrenemeyeceğimi düşünmeye başlamıştım. İşin kötü tarafı yıl sonu geliyordu artık aralık ayındaydık. 2020 hedeflerimdeki iki şey dışında bu kalmıştı yapmadığım ve yıl bitiyordu.

Sonra kendimi şartladım ve oturup en 2 saat çalışma olarak programıma ekledim. Sanırım 3 veya 4 gün çalıştım. Açıkçası zorladı yanlış basıyordum harflere, bakmak istiyordum bazen ve durup harfin yerini düşünüyordum ellerime bakmamak için. Bir ara o kadar çok sıkıldım ki yazamıyorum işte deyip masadan kalktım. Sonra öğrendim. Benim için zor olanı başarmıştım ve ben tüm dersleri bitirmeden öğrenmiştim. Bu sefer ilk seferden farklı olarak on parmağı günlük çalışma hayatımda da kullanmaya devam ettim. Öğrenenlerin en önemli tavsiyesine uymuştum bu sefer. İlk günümde uzun bir tevsii tahkikat dilekçesi yazmıştım 5 sayfalık. Sanırım ecel teri dökmenin ne demek olduğunu o zaman tekrar öğrendim.  Dilekçeyi yazmak 2 günümü aldı. O kadar yavaştım ki yazmayı yeni öğrenmiş çocuk benzetmesi çok yerinde olur sanırım. Tahmini 1 ayım yavaş yazmakla geçti diyebilirim. Vazgeçmedim bu sefer. 🙂

Demem o ki iki mutluluğu birden yaşamıştım o yıl; birincisi amaçladığım 2020 hedefini yerine getirmiştim ve ikincisi on parmak öğrenmiştim. On parmak öğrenmemin üzerinden 4 aydan fazla bir süre geçti ve mesleki anlamda yazım işlerimi yaparken çok rahatladım ve zaman kazancım neredeyse yarı oranda artı. Kendime hem mesleğim de hem de kişisel anlamda o kattığım çok güzel bir kazanım oldu. Sadece hukuk okuyanların, avukatların değil bilgisayar kullanan herkesin öğrenmesini tavsiye ediyorum. Benim yıllardır kim olursa olsun tavsiye ettiğim şey kitap okuma alışkanlığı kazanmaktı, bundan sonra tavsiyeme on parmağı da ekledim. 

Tavsiyemin ve öğrenme serüvenimin sizlere ışık olmasını dilerim…

MİRASÇININ MİRASI RET HAKKI NEDİR? (REDDİ MİRAS)

Hukukumuzda, terekenin (mirasın) yasal ve atanmış mirasçılara bırakılmasında Küllli halefiyet ilkesi geçerli kılınmıştır. Bu ilke doğrultusunda mirasçılık sıfatı, mirasbırakanın ölümü veya ölüm ile eşit tutulabilecek bir olay gerçekleştiğinde ilgili kişilere direk geçer. Mirsaçılar murisin malvarlıklarında hak sahibi olacağı gibi murisin borçlarından da kendi malvarlıklarıyla sorumludurlar. İlgili kişiler mirasçılık sıfatı istemeseler, hatta murisin ölümünden bihaber olsalar dahi mirasçılık sıfatını kazanmakta ve murisin borçlarından sorumlu olmaktadırlar.

Mirasın reddi iki türlüdür:

  1. Mirasın gerçek reddi
  2. Mirasın hükmen reddi

Şimdi mirasın reddinin bu iki şeklini ayrı başlıklar hâlinde inceleyelim.  

Mirasın Gerçek Reddi Nedir?

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Ret hakkı” başlıklı 605’ inci maddesi hükmü şu şekildedir:

“Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler.” (TMK; m. 605/I)

Yasal mirasçılar miras bırakanın eş ve hısımlarından müteşekkildir. Kanun koyucu bu kişilerin mirası reddetme hakkına sahip olduğunu açıkça düzenlemiştir. 

Atanmış mirasçılar ise, miras bırakanın ölüme bağlı bir tasarrufla (miras sözleşmesi veya vasiyet) atamış olduğu mirasçılara denir. Bu kişilerin de mirası reddetme hakları bulunmaktadır.

Mirasın gerçek reddi, bu anlamda gerek yasal ve gerekse atanmış mirasçıların süresi içerisinde kendilerine intikal eden mirası reddettiklerin açıkça beyan etmeleri olarak ifade edilebilir. Mirasın gerçek reddini, mirasın hükmen reddinden ayıran husus, onun mirasçıların bizzat/yasal temsilcileri aracılığı ile harekete geçerek açık bir irade beyanı ile mirası reddetmeleridir.

Mirasçılar mirası yasal süresi içerisinde reddetmezler ise, miras bir küll halinde kayıtsız ve şartsız olarak aktif-pasif tüm unsurları ile mirasçılara geçer. 

“Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur.” (TMK; m. 610)

Mirasın Hükmen Reddi Nedir?

Mirasın reddi kural olarak yukarıda ifade edildiği gibi mirasın gerçek reddi suretiyle olur. Eğer miras reddedilmemiş ise mirası red süresinin sonunda miras kayıtsız ve şartsız olarak aktif-pasif tüm unsurları ile mirasçılara geçer. Fakat kanun koyucu terekenin açıkça borca batık olduğu kimi durumlarda mirasçıların mirası reddettiğini karineten kabul etmiştir. Bir başka anlatımla bu gibi durumlarda mirasa sahip olmak için susmak değil, açıkça mirası talep ettiğini ifade etmek gerekir. Aksi takdirde miras, yasa gereği reddolunmuş sayılacaktır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun konuya ilişkin hükmü şu şekildedir:

“Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.” (TMK; m. 605/II)

Benzer bir durum “sonradan gelen mirasçılar yararına ret” hâlinde de söz konusudur.

“Mirasçılar, mirası reddederken, kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler. 

Bu takdirde ret, sulh hâkimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara bildirilir; bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar.

Bunun üzerine miras, iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta kalan değerler, önce gelen mirasçılara verilir.” (TMK; m. 614)

Mirasçının mirası red hakkı, ancak miras hakkının kendisine geçmesinden sonra mevcut olabilir. Kanuni ve atanmış mirasçılar, miras bırakanın ölümü anından itibaren mirası reddedebilirler. Mirasçıların, mirası reddebileceği hak düşürücü süre üç aydır. Süresi içinde reddolunmadığı takdirde miras, mirasçı tarafından kabul edilmiş ve kesin olarak kazanılmış olur. Bu sebeple, mirası kabul etmek istemeyen mirasçının kanuni süre içinde red beyanında bulunması şarttır, aksi takdirde red hakkı düşer. Söz konusu red süreleri, birer zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süre niteliğindedir. Kanuni mirasçılar için mirası red süresinin başlangıcı miras bırakanın ölüm tarihidir. Fakat uzakta bulunmak, hastalık gibi sebeplerle, ölümden haberdar olamayan veya bunu geç duyan mirasçılar hakkında, red süresi ölümü öğrenme tarihinden itibaren başlar.

Mirası reddettikten sonra mirasçı kural olarak bundan dönemez. Ancak hata, hile, ikrah sebeplerinden birinin bulunması halinde bu mümkündür ve red beyanının iptali kabildir. Ayrıca, mirası reddeden mirasçı, diğer mirasçıların muvafakatlerini almak şartı ile, red beyanından dönebilir.

REDDİ MİRAS

Avukat Zana Şahin Hukuk Ve Danışmanlık

Mirasın reddinin hükümlerine bakacak olursak, mirasçının mirası reddetmesi ile mirasçılık sıfatı ortadan kalkar ve mirasçının mirası kazanması, miras bırakanın ölüm anına kadar geriye yürüyerek hükümsüz hale gelir. Bu kişi sanki hiç mirasçı olmamış gibi sayılır. Bunun sonucu olarak, mirası reddeden kişi miras bırakanın borçlarından da sorumlu olmaz.

Mirası reddedecek olan kişi 3 ay içerisinde sulh hukuk mahkemesine yazılı bir belge veya sözlü beyan ile mirası reddettiğini bildirebilir. Hakim tarafından beyanın süresinde yapılıp yapılmadığı, mirasçı olup olmadığını inceledikten sonra ret beyanını tescil edecektir.


Yer yönünden yetkili mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun 609. maddesinde ret beyanının mirasın açıldığı yerde sulh hukuk mahkemesine yapılacağı belirtilmiştir.