DİJİTAL ŞİDDET NEDİR?

Gününmüz dünyasında yaygınlaşan teknoloji kullanımı ve bununla birlikte gelişen sosyal medya beraberinde yeni bir şiddet türünü meydana getirdi. Maruz kalanın, eylemi işleyenin ve birçok kimsenin habersiz olduğu bu şiddet türü yer, zaman fark etmeksizin herkes tarafından uygulanabilmekte. 

Sosyal medya araçları vasıtasıyla psikolojik, cinsel veya ekonomik zarar vermeyi amaçlayan saldırılar dijital şiddet olarak adlandırılır. Bu saldırılar günlük yaşamınızda tanıdığınız ve ilişkide olduğunuz insanlardan gelebileceği gibi, eski partnerinizden veya hiç tanımadığınız insanlardan da gelebilir. Bu nedenle şiddetin doğası bulunduğunuz sanal platforma ve şiddet uygulayan kişiye göre değişebilir.

Bu bağlamda kanuni bir tanımı bulunmayan dijital şiddet, teknolojinin olanaklarından faydalanmak suretiyle belirli bir kişiye veya gruba yönelik, bu kişi veya kişilerle ilgili bir bilişim sistemine veya bilişim sistemindeki verilere ilişkin ya da bir bilişim sisteminin araç olarak kullanıldığı rahatsız ya da kontrol edici her türlü eylem ve işlemler olarak tanımlanabilir.

Dijital şiddet teknolojik araç ve sistemlerin kişisel alana müdahale etmek, kişiyi baskılamak, zorlamak, sınırlamak, korkutmak ve kontrol etmek amaçlı kullanılması ile huzur bozucu davranışlar, özellikle tehdit, şantaj, hakaret, ifşa, iftira ve ısrarlı takip olarak nitelendirilebilecek eylemler; bir kişi ya da bir grubu hedef alan ayrımcı, aşağılayıcı ve şiddet içeren davranışlarda bulunulması; kişinin dijital kişisel alanına hukuka aykırı müdahaleler; kişisel verilerin hukuka aykırı elde edilmesi, kullanılması, saklanması veya paylaşılması; cinsel içerikli teklif ve her türlü iletiler, kişinin rızasının olmadığına işaret eden sözlü, yazılı, fiziksel veya engelleme, silme gibi dijital davranışlarına rağmen alternatif araç ve yollarla eylemlere devam etme ve dijital taciz davranışlarını grup etkinlikleriyle gerçekleştirme gibi şekillerde ortaya çıkabilir.

DİJİTAL ŞİDDETE KARŞI HUKUKİ SÜREÇ

Dijital şiddete maruz kalınması sonrası başvurulabilecek yollar ve yapılması gerekenler öncesinde söz konusu durum ile kendi başınıza baş etmek durumu daha ciddi hale getirilmektedir.

Söz konusu sanal ortamda tespit önem arz etmektedir. Eylem yazılı olarak mail, mesaj, gönderi, yorum, haber gibi kanallarla işlenmiş ise bunların ekran görüntüleri alınmalıdır. Eylemi meydana getiren kişiler tarafından  paylaşım kolaylıkla silinebilecek veya değiştirilebilecektir.Özellikle eğer davranış mesaj veya e-posta ile gerçekleştirilmişse bunların silinmemesi önemlidir. 

Bunları hemen yaptıktan sonra hukuki açıdan güvenilir ve resmi bir tespit için https://portal.tnb.org.tr/Sayfalar/TespitHiz.aspx adresi üzerinden Türkiye Noterler Birliği nezdinde oluşturulmuş portal kullanılmalıdır. Her saatte, ücretsiz olarak yapılabilen e-tespit sonrasında herhangi bir notere gidilerek sistemin verdiği başvuru numarasıyla tespit işlemi onaylatılarak belgeye dönüştürülebilir.

Dijital şiddete karşı yapılması gereken ikinci şey, dijital şiddet içeren paylaşım şayet özel mesaj veya e-posta değil de üçüncü kişilere açık bir paylaşımsa, bu içeriğin bir an evvel kaldırılmasını veya erişime kapatılmasını sağlamaktır. Şayet 5651 sayılı İnternet Kanunu kapsamında katalog suçlarda düzenlenen durumlardan biri veya özel hayatın gizliliğinin ihlali söz konusuysa https://www.ihbarweb.org.tr/ sitesi üzerinden Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna her saatte ücretsiz başvurulabilir. Bunların dışında kişilik haklarının ihlali söz konusuysa içerik sağlayıcısına, buna ulaşılamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurularak uyarı yöntemiyle içeriğin yayından çıkarılması istenebileceği gibi, doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesi de istenebilir.

Öte yandan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında en yakın polis ya da jandarma karakolu ile Cumhuriyet Savcılığına veya Aile Mahkemesine başvurularak ihtiyaç duyulan önleyici ve koruyucu tedbir kararları aldırtılabilir. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğü’ nün Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’ na mail yoluyla, telefon ile ve online  başvuru yapılarak ihbarda bulunulabilinmektedir.

Bu adımlar tamamlandıktan sonra failin bir yaptırımla karşılaşması için gerekli adımlar atılmalıdır. Dijital şiddet davranışları çoğu zaman Türk Ceza Kanunu kapsamında düzenlenen suçlardan birini oluşturduğundan faillerin ceza alması sağlanabilir. Bu davranışlar, Türk Ceza Kanunu’nun Bilişim Alanında Suçlar başlığı altında düzenlenen suçlardan olabileceği gibi, klasik suçların bilişim sistemleri aracılığıyla işlenmesi halinde Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar veya Hürriyete, Şerefe, Genel Ahlaka Karşı Suçlar kapsamında da olabilir. Tehdit, hakaret, özel hayatın gizliliğini ihlal, şantaj gibi. Somut olayda bunlardan biri veya birkaçı birlikte gerçekleşmiş olabilir. 

Öte yandan dijital şiddet davranışları nedeniyle kişilik hakları ihlal edilen maruz bırakılanlar, Türk Borçlar Kanunu’nun 58. Maddesi gereğince de saldırı sonrası meydana gelen maddi ve manevi zararın giderilmesini isteyebilir. Bu şiddete maruz kalan kimse tazminat için ayrıca dava açabilme hakkına sahiptir.

Bu makaleye ayrıca bir katkısı olması adına Youtube sayfamdan Dijital Şiddet Nedir? Dijital Şiddete Karşı Hukuki Süreç/ Dijital Şiddete Maruz Kalınca Ne Yapılmalı içerikli bir video çektim: https://youtu.be/cjMpWqnHzFk

#avukatzana #avzanasahin #dijitalşiddet #hukukisüreç #avzanaşahin #hukuk #avukat #mahkeme #dava #dosya #cezahukuku #hakaret #tehdit #özelhayatıngizliliği #stajyeravukat

ARACIN ÇALINMASI HALİNDE KASKO, TAZMİNAT VE ŞARTLAR

Metropollerde ve büyük şehirlerde oldukça sık rastlanan durumların başında gelen gasp ve hırsızlık araçlarınızın da güvenliğini tehlikeye atıyor. Aracınızın çalınması ya da çalınmaya teşebbüs edilmesi halinde size maddi kaybı onarma olanağı sunan isteğe bağlı kasko ile aracınızı güvence altına alabilecek ve meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı önceden önlem alma fırsatı elde edebileceksiniz. Peki araç çalınması durumunda kaskodan yararlanmak adına izlenmesi gerekilen adımlar ne olmalıdır?

Aracım Çalınırsa Kaskodan Yararlanmak İçin Ne Yapmalıyım?

Aracın çalınması durumunda gerekli prosedürlerin yerine getirilmesi ve poliçede belirtilen kurallar çerçevesinde hareket edilmesi yeterlidir. Sigorta şirketi tarafından istenen belgelerin eksiksiz bildirilmesi ve bildirim süresine dikkat edilmesi çalınma durumunda kasko sigortasından faydalanılması için gereken koşullardan bazılarıdır. 

İlk olarak aracın çalındığının fark edilmesi ile hızlı bir şekilde polis ya da jandarma gibi yetkili makamlara durum bildirilmelidir. 

Yetkili mercilerin yaptığı incelemeler sonucu tutulan tutanakların örnek nüshaları alınarak gerekli diğer tüm belgeler ile birlikte kasko sigortası yaptırdığınız sigorta şirketine bildirmeniz gerekir. 

Aracın çalındığı günün tarihinden itibaren sigorta şirketine bildirim yapılması için gerekli olan süre 5 iş günüdür. Bu sürenin geçirilmesi durumunda araçla ilgili herhangi bir tazminat ödemesi sigorta şirketi tarafından yapılmaz.

Polise ihbarın yapılması ve sigorta şirketine gerekli belgelerin iletilmesinden sonra araştırma süreci başlar. Yetkililerin yapacakları araştırma 30 gün içerisinde sonuçlanmamış ise sigortalının polise başvurarak aracın bulunamadığının belgelendirmesi gerekir. Bu belgeleri sigorta şirketine bildirmekle de sigortalı yükümlüdür. 

30 gün içerisinde çalınan aracın bulunması durumunda ise sigortalı aracı kabul etmek zorundadır. Araçta çalınma nedeniyle oluşan hasar ya da çalan kişinin kullanımı nedeniyle oluşan tüm hasar sigorta şirketi tarafından karşılanır. 

Aracın 30 gün içerisinde bulunamaması durumunda aracın çalındığı günkü rayiç bedeli sigortalıya ödenir. Örneğin, 120 bin TL değerindeki bir araç sigortalandıktan 6 ay sonra çalındığında tazminat 120 bin TL olarak değil, çalındığı günkü değeri hesaplanarak ödenir. Tazminat bedelinin sigortalıya iletilmesinden sonra aracın bulunması durumunda ise karar verme hakkı sigortalıya geçer. Sigortalı isterse aldığı tazminatı sigorta şirketine iade eder, isterse de çalınan araçtaki tüm haklarını sigorta şirketine devrederek tazminat bedelini kullanır. 

Sigorta Şirketinin Çalınma Sonucu Tazminat Ödemediği Durumlar Nelerdir?

Sigortalı aracın çalınması sonrası sigortalının hakları poliçe kapsamındaki özel şartlar nedeniyle farklılık gösterebilir. Bazı çalınma durumlarında sigortalı tazminat hakkından faydalanabilirken bazı durumlarda ise çalınan aracın tazminat bedelinin ödenmesi sigorta şirketi tarafından reddedilir. Türkiye Sigorta Birliği (TSB) tarafından yayınlanan Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları kapsamında kaskonun çalınma sonucu ödeme yapmadığı durumlar ile bazı özel durumları aşağıda maddeler halinde bulabilirsiniz. 

Sigortalı araca ait anahtarın kontakta ya da araç içerisinde unutulması nedeniyle sigortalı aracın çalınması halinde çalınma veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan zararların giderilmesi sigorta şirketi tarafından reddedilir.

Sigortalı aracın anahtarlarının polis ve asker gibi resmi sıfatlar kullanarak, güven oluşturacak şekil ve davranışlarla ele geçirilmesi suretiyle ya da acil bir durum veya görev bahane edilerek el konulması suretiyle meydana gelen çalınma veya çalınmaya teşebbüsten doğacak zararlar kasko sigortası çalınma teminatı kapsamı dışındadır.

Sigortalı aracın anahtarının zor, şiddet, cebir veya tehdit kullanılmaksızın ele geçirilmesi sonucu oluşan tüm zararlar sigorta şirketleri tarafından karşılanmaz.

İsteyerek ve bilerek sigortalı aracın kullanılmasına izin verilen veya emanet edilen kişilerce aracın çalınması sonucu oluşan zarar kasko sigortası kapsamı dışındadır. 

Sigortalının herhangi bir nedenle algılama yeteneğinin zayıflaması ya da kaybolması nedeniyle, durumdan faydalanan kötü niyetli kişilerce araç anahtarının çalınması ve bu yolla ele geçirilen araçta meydana gelecek hasar kasko sigortası çalınma teminatı dışında kalır.

Araç anahtarının kötü niyetli kişiler tarafından zor kullanmadan ele geçirilmesi, zor kullanma gerektirmeyecek şekilde açıkta bırakılması, açık durumda olan kapı ya da pencereden zor kullanmadan girilip alınması yoluyla ele geçirilip aracın çalınması ya da çalınmaya teşebbüs edilmesi sonucu araçla ilgili bütün hasar kasko sigortası kapsamı dışındadır.

Aracın çeşitli nedenlerle götürüldüğü otopark, servis, oto yıkama ve tamirhane vb işletmelere teslim edildikten sonra aracın çalınması veya çalınmaya teşebbüs edilmesi sonucu meydana gelecek hasarlar, araç teslim edilmeden önce işletmeden kanunen geçerli bir belge alınmaması durumunda kasko şirketi tarafından karşılanmaz.

Kasko şirketlerinin aracın çalınması durumunda tazminat ödemediği durumların yanı sıra farklı birkaç durum da bulunur. Araç anahtarının kapalı bir mekanda bulunması durumunda bu mekana kırma, delme, zorlama ya da öldürme, yaralama, şiddet kullanma veya tehditle girilmesi, anahtarın bu yollar ile ele geçirilmesi sonucu oluşan zarar kasko sigortası tarafından karşılanır. Çeşitli araçlar kullanılarak ya da tırmanarak kapı ve pencerelerden girilip ele geçirilen anahtarların kullanımıyla araçta oluşacak hasar sigorta şirketi tarafından karşılanır. Gasp edilerek ele geçirilen anahtarlarla çalınan araçlar da kasko sigortası teminatları kapsamı içindedir.

Ayrıca sigortalının yükümlülüğünü yerine getirmediği diğer durumların yanı sıra bilerek veya isteyerek verilen zararlar ve sigortalının azmettirmesiye gerçekleşen olaylar kasko sigortası kapsamı dışındadır.

Aracın çalınması ile ilgili yukarıda belirttiğimiz tüm kırılımlar sigorta şirketleri arasında farklılık göstermektedir. Bu nedenle daha sonra mağduriyet yaşamamak adına kasko sigortası düzenlenirken sigorta şirketlerinden gerekli bilgiler alınmalı ve bu bilgiler doğrultusunda kasko poliçeniz güncellenmelidir.

avukatzanasahin.com arabam çalında ne yapmalıyım

Çalınan Aracın Aksesuarları Kaskoya Dahil midir?

Araca sonradan ilave edilen özel lastik ve çelik jantlar değer olarak standartlarından farklı olduğu için, değerleri sigortalı ile sigortacı tarafından mutabık kalınarak kasko sigortası hesaplama kuralları çerçevesinde tespit edilmeli, ek teminatlar ile poliçede ayrıca belirtilmelidir. Kasko sigortası yaptırdıktan sonra araca eklenen hiçbir aksesuar sigorta teminatına dahil değildir. Bu nedenle araç çalındığında da kasko şirketinin sorumluluğunda değildir.

Çalınan Araç Kasko Ödemesi Nasıl Olur?

Araç sahipleri yaşanabilecek olumsuzluklara karşı kasko sigortası ve trafik sigortası yaptırır. Kasko sigortası çarpma, çarpılma, yanma, çalınma ve çalınmaya teşebbüsün yanı sıra birçok ek teminatla genişletilebilir. Trafik sigortasının kasko sigortasından farkı yaptırılması zorunlu olan, teminatlarının kapsamı devlet tarafından belirlenen ve kazaya karışan 3. kişilerin zararını karşılayan sigorta türü olmasıdır. Kasko sigortası ana teminatları arasında yer alan çalınma ve çalınmaya teşebbüs ise sürücüleri, gerçekleşmesi durumunda en zor duruma düşürecek durumdur. Sigorta bedeli ile kıyaslanamayacak kadar büyük zarara uğramanıza neden olan bu durumdan aracınızın hasarını ve çalınması durumunda rayiç bedelini ödeyen kasko sigortası ile kurtulabilirsiniz. 

Hırsızlığın gerçekleşmesi durumunda ise ilk olarak polis ya da jandarmaya başvurulur. Daha sonra 5 iş günü içerisinde polis tutanakları ile birlikte sigorta şirketi bilgilendirilir ve evraklar teslim edilir. Belgelerde herhangi bir eksiklik olmaması durumunda ise sigorta eksperinin hasar tespit ve değerlendirme çalışmaları başlar. Sigorta eksperleri kaza sonucu oluşan maddi kaybın miktarını, yaşanan kaybın sebebini ve kapsamını belirleyen, tüm bunları etik ilkeler çerçevesinde yapan kişilerdir. Sigorta eksperi kaza ile ilgili incelemesini tespit tutanağı ve raporlar ile birlikte Tramer’e gönderir. Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi (Tramer) tüm sigorta işlemleri ile ilgili bilgilerin toplandığı merkezdir. En fazla iki gün içinde Tramer’den gelen karar doğrultusunda işlemlere başlanır. 

Son kararda yapılan araştırmalar sonucu kazada hata oranı belirlenir ve tazminat miktarı aynı doğrultuda karşılanır. Kasko hasar ödeme süresi kazanın meydana geldiği tarihi takip eden 45 gün içerisinde gerçekleşiyor.

Kasko sigortası ne zaman ve nasıl gerçekleşeceği belli olmayan kazalara karşı sürücüleri koruma altına alır. Tüm araç sahiplerinin risk altında olduğu bu durumda maddi yükten kurtulmak için kasko sigortası yaptırmak hayati bir önem taşır. 07.05.2021

AVUKAT ZANA ŞAHİN

STAJYER AVUKATLARA-HUKUK ÖĞRENCİLERİNE TAVSİYELER

AVUKATLIKTA ON PARMAK ÖĞRENMEK

Bu yazım mesleğin başındaki meslektaşlara, stajyer avukatlara ve henüz hukuk fakültesi sıralarındaki öğrencilere yönelik yapmaya niyet ettiğim yazı dizimin devamı niteliğindedir. 

Ben bir sorunun cevabını ararken ilk olarak internet üzeri aramalar yaptıktan sonra birine sormak alışkanlığında oldum her zaman. Teori konusunda çok fazla kaynak ve bilgi var bizim mesleğimizde. Ama iş pratiğe gelince, pratiğe dayalı çok az bilgi ve kaynak var. Yok denecek kadar az hatta.  

Öğrenciyken, stajyer avukatken ve şuan genç bir meslektaş olarak avukatlık mesleğini daha iyi icra edebilmek, müvekkil ilişkileri, ofis yönetimi, meslekte verimli çalışma, zaman yönetimi… Bu konularda ne kadar çok arama ve araştırma yaptıysamda bizim meslekte pratik kaynak bulmak çok zor. Staj yaptığımız veya staj yapacağımız yerlerde ise aradığını ve soruların cevaplarını bulmak onu bırakın sorularınızı soracak muhatap bulmak bile sıkıntı. Bir önceki nesil, benim dönemim ve sonradan gelen tüm meslektaşların en büyük kaygısı verimli bir staj dönemi geçirememek oldu. Yetersiz bilgilerle avukatlığa adım atmak korkulu rüya. Bunun için yaptığım araştırmalar, okumalar, aldığım online eğitimler ve kendime kattıklarım ile pratik açısından yazılı kaynaklar üretmek istedim meslek adına.

Bu kazançlardan biri on parmak ve herkese kati suretle tavsiyemdir. Şöyle ki;

ON PARMAK YAZMANIN  FAYDALI KATKILARI\NEDEN ÖĞRENMELİSİNİZ?

Kendime kattığım büyük kazançlardan birinden olan on parmaktan bahsedeceğim bu yazımda sizlere. Mesleğe zaman,hız ve verimlilik açısından çok büyük katkısı olan öğrenmelerden biriydi on parmak. Ben on parmağı F klavye ile öğrendim ve F ile yazıyorum. İlk başladığımda Q ile deneme yapmıştım, sonra F klavyeye karar kıldım. Yaptığım araştırmalar neticesinde. Aşağıda F klavyeyi seçme nedenlerinden bahsedeceğim. F veya Q farketmeksizin öğrenilebilecek bir kazanç bu. Yazacak çok şey var endişemi ortadan kaldıran, yazdığım metne bakmaksızın ve hatta sohbet ederken yazmamı sağlayan büyük bir kazanç oldu benim için. 

On parmak yazarken klavyeyi düşünmüyorsunuz. Çalışmalarla birlikte parmaklarınıza bakmadan harflerin yerlerini parmaklarınıza ezberletiyorsunuz. Biri ile konuşurken göz temasını kesmeden konuşabiliyor, onu dinleyebiliyorsunuz. Yazarken düşünme eylemine boğulmadan çok hızlı notlar alabiliyorsunuz.

Temize geçmeniz gereken bir el yazılı metniniz varsa veya kitaplardan bazı notları bilgisayara geçmek istediğinizde bir ekrana bir notlara bakma derdinden ve baktığınazda ne yazacağınızı ezberlemek zorunda kalmıyorsunuz, çoğu kere ekrana bakıncaya kadar unutan biri olarak müthiş bir kazanç oldu benim için.

Bizim ülkemizde zabıt katipleri, adliye memurlarının bilmesi gereken bir şey izlenimi yaratsa da birçok ülkede on parmak dersleri küçük yaşlardan itibaren müfredatlara eklenen bir gelişim alanı. Bizim ülkemizde on parmak bilen insan sayısı çok az malesef. Bende erken tanışmış sayılmam avrupa ülkelerini baz alırsak. İsmini duyunca bile kısa bir şaşkınlık yaşamıştım. Stajyerken bir meslektaşım yanımda bahsini açmıştı. Tabi çok ilgimi çekti; epey video izledim, blog yazılarını okudum, insanların öğrenme hikayelerini dinleyip okudum O da öğreneceğinden bahsetmişti. O hemen harekete geçti ve erken öğrendi.Aslında meslektaşım ben farkında olmadan meslek hayatımın en büyük katkılarından birinden haberdar olmamı sağladı. (Kendisine burdan çok selamlarımı iletiyorum)

NEDEN Q KLAVYE DEĞİLDE F KLAVYE  İLE ON PARMAK ÖĞRENDİM?

Öncelikle Q ile başlayıp sonra neden F klavyeye geçtiğimden bahsedecek olursak; 

Q klavye dizilimini Christopher Latham Sholes isimli mucit ortaya koymuş. Sholes, daktiloda her bir harfe basıldığında kağıda vurarak harfleri basan mekanik kolların, hızlı yazı yazıldığında çarpışıp sıkıştığını fark etmiş. Sholes bu problemin çözümü için, kullanıcının yazım hızını yavaşlatmak üzere harflerin yerlerini alabildiğine karıştırarak en çok kullanılan harfleri elin en zor ulaşabileceği yerlere yerleştirmeyi uygun görmüş. Sık kullanılan harfler dağınık şekilde yerleştirilmiş ve böylece Q klavye ortaya çıkmış.

F klavye ise Türkçe’de yer alan kelimeler analiz edilerek, harflerin kullanım sıklığına göre özel olarak dizayn edilmiş bir klavye. Harflerin dizilimini incelerseniz, sol ortada en çok kullanılan sesli harflerin, sağ ortada ise en çok kullanılan sessiz harflerin olduğunu görürsünüz. En rahat kullandığımız işaret parmaklarının altında en sık kullandığımız harfler bulunur. Az kullanılan harfler ise köşelere dağıtılmıştır. Böylece parmaklarınızı fazla kaydırmadan hızla yazarsınız.

Yine, Türkçe’ de ağırlıklı olarak bir sesli bir sessiz harf kullanıldığından, sesliler sol ortada sessizler sağda toplanmıştır. Böylece bir sağ bir sol elinizi kullanırsınız, akıcı bir kullanımı hızı ortaya çıkar.

1957 yılından bu yana yapılan ve Türkiye’nin katıldığı uluslararası klavye ile hızlı yazma yarışmalarında, F klavye ile 25 rekor ve 59 dünya şampiyonluğu elde edilmiş. Yarışmada Q klavye kullanımı serbest olmasına rağmen rekorlar ve şampiyonlukları F klavye getirmiştir. İşte bu yüzden F ile on parmak öğrenmeye karar verdim. Öğrenmeyi isterseniz sizlere de F ile öğrenmeyi tavsiye ederim. 

Kullandığımız tüm bilgisayar klavyeleri Q dediğinizi duyar gibiyim. Arkadaşlar işte burda on parmağın büyüsü burada başlıyor. Klavyeye, ellerinize bakmadan yazdığınız için klavye tuşlarının ve üzerinde ne yazdığı çok önemsiz. On parmak yazmak için önümüzdeki bilgisayarda hangi klavye olduğu farketmeksizin klavye dilini F klavyeye çevirmeniz yeterli. Gözü kapalı yazmaya başlayabilirsiniz.

BENİM ON PARMAK ÖĞRENME SERÜVENİM

İlk olarak stajyer avukatken adını duyar duymaz araştırdım, bir sürü video ve yazı derken sıra öğrenmeye gelmişti. Ayrıca bu yazıma ek olarak benim on parmak öğrenme serüvenime dair videomda bulumakta. Ben ilk (https://turkegitim.net/Default.aspx) bu siteden başladım çalışmaya bir arkadaşın tavsiyesi üzerine. Daha sonra  son öğrenme sürecinde (https://www.m5bilisim.com/tr/on-parmak/) bu siteden öğrendim. Bu sitelerde temelden başlayıp aşama aşama zorlaşan bir eğitim sistemi var. En temelden hangi parmağın hangi harf üzerinde durması gerektiği, temel dizilimlerden başlayarak harf harf parmakları eğitiyor. Önce Q klavye ile öğrenmeyi denemeye karar vermiştim. Birkaç ders Q ile çalışmaya başladım. Sonra bıraktım işlerin yoğunluğu sebebiyle. Bu arada bana on parmak konusundan ilk kez bahseden meslektaş oturmuş iki gün 20 saat (https://www.m5bilisim.com/tr/on-parmak/) bu sitenin tüm derslerini bitirmişti ve on parmak yazmaya başlamıştı. Şuana kadar geç kaldığını ve müthiş bir faydasını gördüğünü söylüyordu. Onu da gördükten sonra tekrar öğrenme aşkı geldi tabi.  Az bir zaman sonra tekrar oturdum derslerin başına tabi birkaç ders derken gene sıkıldım. Öğrenen insanların öğrenme hikayelerini ve süreçlerini okuyup, izleyeyim dedim. Okuduklarımdan ve izlediklerimden sonra F klavye ve Q klavye arasında yukarıdaki anatomik farklılık ve Türkçe’ ye uygunluk meselesini öğrenince F klavye ile on parmak öğrenmeye karar verdim.

Bu sefer oturup F klavye ile çalışmaya başladım sitede bulunan ilk üç dersi beş kez tekrardan sonra yine bıraktım çalışma yoğunluğunu bahane ederek. Aradan bir yıl geçti ve benim 2020 yılı hedeflerimden biriydi on parmak öğrenmek. Sürekli aklımda olup bir türlü tekrar oturup tam olarak öğrenme kararlılığını gösteremediğim. Hatta öyle bir hal almıştı ki benim için on parmak öğrenme yeteneğim olmadığını, hiç öğrenemeyeceğimi düşünmeye başlamıştım. İşin kötü tarafı yıl sonu geliyordu artık aralık ayındaydık. 2020 hedeflerimdeki iki şey dışında bu kalmıştı yapmadığım ve yıl bitiyordu.

Sonra kendimi şartladım ve oturup en 2 saat çalışma olarak programıma ekledim. Sanırım 3 veya 4 gün çalıştım. Açıkçası zorladı yanlış basıyordum harflere, bakmak istiyordum bazen ve durup harfin yerini düşünüyordum ellerime bakmamak için. Bir ara o kadar çok sıkıldım ki yazamıyorum işte deyip masadan kalktım. Sonra öğrendim. Benim için zor olanı başarmıştım ve ben tüm dersleri bitirmeden öğrenmiştim. Bu sefer ilk seferden farklı olarak on parmağı günlük çalışma hayatımda da kullanmaya devam ettim. Öğrenenlerin en önemli tavsiyesine uymuştum bu sefer. İlk günümde uzun bir tevsii tahkikat dilekçesi yazmıştım 5 sayfalık. Sanırım ecel teri dökmenin ne demek olduğunu o zaman tekrar öğrendim.  Dilekçeyi yazmak 2 günümü aldı. O kadar yavaştım ki yazmayı yeni öğrenmiş çocuk benzetmesi çok yerinde olur sanırım. Tahmini 1 ayım yavaş yazmakla geçti diyebilirim. Vazgeçmedim bu sefer. 🙂

Demem o ki iki mutluluğu birden yaşamıştım o yıl; birincisi amaçladığım 2020 hedefini yerine getirmiştim ve ikincisi on parmak öğrenmiştim. On parmak öğrenmemin üzerinden 4 aydan fazla bir süre geçti ve mesleki anlamda yazım işlerimi yaparken çok rahatladım ve zaman kazancım neredeyse yarı oranda artı. Kendime hem mesleğim de hem de kişisel anlamda o kattığım çok güzel bir kazanım oldu. Sadece hukuk okuyanların, avukatların değil bilgisayar kullanan herkesin öğrenmesini tavsiye ediyorum. Benim yıllardır kim olursa olsun tavsiye ettiğim şey kitap okuma alışkanlığı kazanmaktı, bundan sonra tavsiyeme on parmağı da ekledim. 

Tavsiyemin ve öğrenme serüvenimin sizlere ışık olmasını dilerim…

MİRASÇININ MİRASI RET HAKKI NEDİR? (REDDİ MİRAS)

Hukukumuzda, terekenin (mirasın) yasal ve atanmış mirasçılara bırakılmasında Küllli halefiyet ilkesi geçerli kılınmıştır. Bu ilke doğrultusunda mirasçılık sıfatı, mirasbırakanın ölümü veya ölüm ile eşit tutulabilecek bir olay gerçekleştiğinde ilgili kişilere direk geçer. Mirsaçılar murisin malvarlıklarında hak sahibi olacağı gibi murisin borçlarından da kendi malvarlıklarıyla sorumludurlar. İlgili kişiler mirasçılık sıfatı istemeseler, hatta murisin ölümünden bihaber olsalar dahi mirasçılık sıfatını kazanmakta ve murisin borçlarından sorumlu olmaktadırlar.

Mirasın reddi iki türlüdür:

  1. Mirasın gerçek reddi
  2. Mirasın hükmen reddi

Şimdi mirasın reddinin bu iki şeklini ayrı başlıklar hâlinde inceleyelim.  

Mirasın Gerçek Reddi Nedir?

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Ret hakkı” başlıklı 605’ inci maddesi hükmü şu şekildedir:

“Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler.” (TMK; m. 605/I)

Yasal mirasçılar miras bırakanın eş ve hısımlarından müteşekkildir. Kanun koyucu bu kişilerin mirası reddetme hakkına sahip olduğunu açıkça düzenlemiştir. 

Atanmış mirasçılar ise, miras bırakanın ölüme bağlı bir tasarrufla (miras sözleşmesi veya vasiyet) atamış olduğu mirasçılara denir. Bu kişilerin de mirası reddetme hakları bulunmaktadır.

Mirasın gerçek reddi, bu anlamda gerek yasal ve gerekse atanmış mirasçıların süresi içerisinde kendilerine intikal eden mirası reddettiklerin açıkça beyan etmeleri olarak ifade edilebilir. Mirasın gerçek reddini, mirasın hükmen reddinden ayıran husus, onun mirasçıların bizzat/yasal temsilcileri aracılığı ile harekete geçerek açık bir irade beyanı ile mirası reddetmeleridir.

Mirasçılar mirası yasal süresi içerisinde reddetmezler ise, miras bir küll halinde kayıtsız ve şartsız olarak aktif-pasif tüm unsurları ile mirasçılara geçer. 

“Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur.” (TMK; m. 610)

Mirasın Hükmen Reddi Nedir?

Mirasın reddi kural olarak yukarıda ifade edildiği gibi mirasın gerçek reddi suretiyle olur. Eğer miras reddedilmemiş ise mirası red süresinin sonunda miras kayıtsız ve şartsız olarak aktif-pasif tüm unsurları ile mirasçılara geçer. Fakat kanun koyucu terekenin açıkça borca batık olduğu kimi durumlarda mirasçıların mirası reddettiğini karineten kabul etmiştir. Bir başka anlatımla bu gibi durumlarda mirasa sahip olmak için susmak değil, açıkça mirası talep ettiğini ifade etmek gerekir. Aksi takdirde miras, yasa gereği reddolunmuş sayılacaktır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun konuya ilişkin hükmü şu şekildedir:

“Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.” (TMK; m. 605/II)

Benzer bir durum “sonradan gelen mirasçılar yararına ret” hâlinde de söz konusudur.

“Mirasçılar, mirası reddederken, kendilerinden sonra gelen mirasçılardan mirası kabul edip etmeyeceklerinin sorulmasını tasfiyeden önce isteyebilirler. 

Bu takdirde ret, sulh hâkimi tarafından daha sonra gelen mirasçılara bildirilir; bunlar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse reddetmiş sayılırlar.

Bunun üzerine miras, iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta kalan değerler, önce gelen mirasçılara verilir.” (TMK; m. 614)

Mirasçının mirası red hakkı, ancak miras hakkının kendisine geçmesinden sonra mevcut olabilir. Kanuni ve atanmış mirasçılar, miras bırakanın ölümü anından itibaren mirası reddedebilirler. Mirasçıların, mirası reddebileceği hak düşürücü süre üç aydır. Süresi içinde reddolunmadığı takdirde miras, mirasçı tarafından kabul edilmiş ve kesin olarak kazanılmış olur. Bu sebeple, mirası kabul etmek istemeyen mirasçının kanuni süre içinde red beyanında bulunması şarttır, aksi takdirde red hakkı düşer. Söz konusu red süreleri, birer zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süre niteliğindedir. Kanuni mirasçılar için mirası red süresinin başlangıcı miras bırakanın ölüm tarihidir. Fakat uzakta bulunmak, hastalık gibi sebeplerle, ölümden haberdar olamayan veya bunu geç duyan mirasçılar hakkında, red süresi ölümü öğrenme tarihinden itibaren başlar.

Mirası reddettikten sonra mirasçı kural olarak bundan dönemez. Ancak hata, hile, ikrah sebeplerinden birinin bulunması halinde bu mümkündür ve red beyanının iptali kabildir. Ayrıca, mirası reddeden mirasçı, diğer mirasçıların muvafakatlerini almak şartı ile, red beyanından dönebilir.

REDDİ MİRAS

Avukat Zana Şahin Hukuk Ve Danışmanlık

Mirasın reddinin hükümlerine bakacak olursak, mirasçının mirası reddetmesi ile mirasçılık sıfatı ortadan kalkar ve mirasçının mirası kazanması, miras bırakanın ölüm anına kadar geriye yürüyerek hükümsüz hale gelir. Bu kişi sanki hiç mirasçı olmamış gibi sayılır. Bunun sonucu olarak, mirası reddeden kişi miras bırakanın borçlarından da sorumlu olmaz.

Mirası reddedecek olan kişi 3 ay içerisinde sulh hukuk mahkemesine yazılı bir belge veya sözlü beyan ile mirası reddettiğini bildirebilir. Hakim tarafından beyanın süresinde yapılıp yapılmadığı, mirasçı olup olmadığını inceledikten sonra ret beyanını tescil edecektir.


Yer yönünden yetkili mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun 609. maddesinde ret beyanının mirasın açıldığı yerde sulh hukuk mahkemesine yapılacağı belirtilmiştir.

KAT KARŞILIĞI SÖZLEŞMESİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Yakın zamanda almış olduğumuz bir iş neticesinde bu hususları yazılı hale getirip, bu tür işlemleri yapacaklara yardımcı olacağını düşündüğümüz hususları derledik sizler için,

 1. Resmi imar durumu alındıktan sonra, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin yapılması.

2. Tarafların kimlik ve adres bilgilerinin doğru verilmesi. 

3. Arsa ve yapılacak yapı bilgilerinin doğru verilmesi. 

4. Kat karşılığı sözleşmesi imzalandıktan sonra mal sahibinin, müteahhite süre uzatımı yapmadan vekâlet vermesi. 

5. İnşaat yapım sürecinde su basman seviyesinden sonra ilgili ilçe belediyesine ve ilçe tapu müdürlüğüne müracaat edilerek, kat irtifakı tapularının alınması. 

6. İstenildiği takdirde mal sahibi, müteahhit için aşamalı satış sınırı koyabilir. 

7. Mal sahibinin inşaat yapımı nedeniyle satmayı vaat ettiği hissenin müteahhite devir zamanı(temlik), müteahhit inşaatı tamamladıkça ilgili yapı denetim firmasının seviyesine göre, minimum %10’luk oran elinde kalması kaydıyla aşamalı olarak tapu devri yapılabilir.

8. Müteahhit, inşaat yapım sürecinde geçerli olmak üzere zarar-risk sigortası yaptırabilir. 

9. Mal sahibi, söz konusu dosyasını ilgili ilçe belediyesinden istediğinde inceleyebilir. 

10. Mal sahibi, yapılan inşai faaliyetler ile ilgili her türlü detayı görebilir. 

AV ZANA ŞAHİN

11. Mal sahibi; ruhsat, iskân, inşaat teslim süresi gibi durumlar için ayrı ayrı zaman aralığı belirtilebilir. 

12. İmar durumunda değişik yapılması halinde, mal sahibine bilgi verilerek sözleşmesinin yenilenmesi gerekliliği. 

13. Tarafların vefat, iflas, ulaşamama gibi her türlü hallerde fesih için mahkeme yoluna başvurulması. 

14. Müteahhittin mal sahibinin bilgisi olmadan başka bir yüklenici ile devir işleminin yapılıp yapılamayacağı bilgisinin sözleşmede belirtilmesi. 

15. Tek taraflı fesih işlemleri için mahkemelere başvurulabileceği. 

16. Sözleşme ekinde sunulan yapıya ait krokiye yolların işlenmesi.

17. Sözleşme ekindeki kroki ile mimari projenin uyuşması. 

18. Proje, inşaat ruhsatı, iskân ve yapı denetim ile ilgili bütün harç ve ücretlerin taraflardan hangisinin ödeyeceğinin belirlenmesi. 

19. Proje ve inşaat takip sürecinde, müteahhitin düzenlemiş olduğu iş programının sözleşmeye eklenme durumunun kararlaştırılması. Mücbir sebeplerde iş programı revize edilebilir.

20. Yüklenici firma emrinde çalışan işçi, taşeron, mimar, tekniker, mühendis, teknisyen ile üçüncü kişilerin bedenen, maddi ve manevi her türlü zarar görmeleri halinde sorumluluğun kime ait olduğunun belirtilmesi. 

21. Tarafların birbirlerine haber vererek adres değişikliği yapması. 

22. Taraflar sözleşme hükümlerine uymadığı takdirde cezai hüküm şartı eklenmesi. 

23. Kat karşılığı inşaat sözleşmesinin hükümlerinin, sözleşme imzaladığı tarih itibari ile mi, inşaat ruhsatı alındığı tarih itibari ile mi uygulanacağının belirtilmesi.

AV. ZANA ŞAHİN

İNŞAAT SÖZLEŞMELERİ

KAZA SONRASI GÜVENCENİZ OLDUĞUNU BİLİYOR MUSUNUZ?

Bu Güvence Nedir?

GÜVENCE HESABI NEDİR

Güvence Hesabı, kapsamında bulunan zorunlu sigortaların sağladığı teminatlara ilişkin bedeni olarak (sakatlık ve ölüm) zarar görenlere kaza sonrasında sakat kalma halinde sakatlık tazminatı, ölüm halinde ise ölenin desteğinden yoksun kalanlara destekten yoksun kalma tazminatı ödemektedir.

2918 Sayıla Karayolları Trafik Kanununun 85 inci maddesinde bir aracın işletilmesi sırasında meydana gelecek bedeni ve maddi zararlardan motorlu aracına işleteninin ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibinin doğan zararlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı açıklanmıştır. İşletenlerin bu sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunlu tutulmuştur. İşletenlerin bu sigortayı yaptırmamaları halinde, kişiye gelen bedeni zararların 5684 Sayılı Sigortacılık Kanununun 14 üncü madde gereği kurulmuş olan Güvence Hesabı’ndan karşılanacağı hükme bağlanmıştır. 

Güvence Hesabı, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30 uncu maddesi uyarınca kurulan Sigorta Tahkim Komisyonu üyesidir. Güvence Hesabı’na yapılan tazminat başvurularının tamamen veya kısmen karşılanmaması durumunda, hak sahiplerinin tazminat alacakları için Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvurmaları mümkündür. Başvuru ve öğrenmek istediğiniz diğer konular için www.sigortatahkim.org.tr adresinden detaylı bilgi alabilirsiniz.

Tedavi Giderleri; 25.02.2011 tarih 27857 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 Sayılı Kanun gereği, bu Kanunun yayımlanma tarihinden öncesinde veya sonrasında meydana gelen trafik kazaları için verilen tedavi hizmet bedellerinin tamamının Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanacağı kararlaştırılmıştır. 

Trafik kazası geçiren kişilerin yolcu veya sürücü, kusurlu veya kusursuz, sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın kazadan kaynaklanan tedavi hizmet bedellerinin tamamının SGK tarafından karşılanacağı hüküm altına alınmıştır. 

SGK yapacağı bu ödemeler için, trafik kazalarına sağlık teminatı sağlayan zorunlu sigortalar üzerinden sigorta şirketlerince yazılan primlerin %15’ini aşmamak üzere münhasıran tedavi giderleri teminatı karşılığı olarak Hazine Müsteşarlığınca maktu veya nispi olarak belirlenecek tutarların tamamını sigorta şirketlerinden ve 5684 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinde belirlenen durumlar için de Güvence Hesabından katkı payı alması kararlaştırılmıştır.

Güvence Kapsamı :

  • Sigortalının tespit edilememesi durumunda kişiye gelen bedensel zararlar,
  • Rizikonun meydana geldiği tarihte geçerli olan teminat tutarları dâhilinde sigortasını yaptırmamış olanların neden olduğu bedensel zararlar,
  • Zorunlu sigorta teminat limitleri ile sigorta poliçesinde belirtilen teminat arasındaki fark kadar ödenecek bedensel tazminat tutarları,
  • Sigorta şirketinin malî bünye zaafiyeti nedeniyle sürekli olarak bütün branşlarda ruhsatlarının iptal edilmesi ya da iflası halinde (Güvence Hesabı kapsamında kalan Zorunlu Sigortalar ile sınırlı olarak) ödemekle yükümlü olduğu maddi ve bedensel zararlar
  • Çalınmış veya gasp edilmiş bir aracın karıştığı kazada,13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca işletenin sorumlu tutulmadığı hallerde, kişiye gelen bedensel zararlar.
  • Ayrıca Hesaba, Yeşil Kart Sigortası kapsamında Türkiye sınırları içinde meydana gelen zararlardan dolayı Büroca tekemmül ettirilen hasar dosyalarının tazminat ödemesi için Büro tarafından da başvurulabilir.

Güvence Hesabı Kapsamındaki Sigortalar

  1. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası)
  2. Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası
    (6704 Sayılı Kanun gereği 26.04.2016 itibari ile yürürlükten kaldırılmıştır.)
  3. Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası
  4. Tüpgaz Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası
  5. Tehlikeli Maddeler ve Tehlikeli Atık Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası
  6. Maden Çalışanları Zorunlu Ferdi Kaza Sigortası

Av. Zana ŞAHİN

DEVLET ARAZİLERİ NASIL KİRALANIR? ŞARTLARI NELERDİR?

Devlet Arazilerinin Kiralanması

Devlet tarafından üretime teşvik amacıyla hazineye ait araziler belirli koşullar altında gerçek veya tüzel kişilere kiraya verilebilmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından arazilerin belirli şartları taşıyan kişilere kiralanması işlemi yine bu bakanlığa bağlı Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından organize edilmektedir. Bu teşvik ile beraber ülkemiz topraklarında tarım ve hayvancılık faaliyetlerinde bulunmak isteyen ve fakat bunun için arazi maliki olamayan gerçek kişilerin, kurum ve kuruluşların tarım ve hayvancılık faaliyetinde bulunması imkanı sağlanıp, sonrasında kiralanan arazileri satın alma şansı verilmektedir.

Nasıl Başvurulur?

Kişilerin geniş adı ile tarım veya hayvancılık faaliyeti yapmak amacıyla kiralama amacı içeren bir dilekçe ile taşınmazın bulunduğu yerdeki;

  • Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü
  • Emlak Müdürlükleri
  • Milli Emlak Müdürlükleri
  • Milli Emlak Şeflikleri’ne

başvurmaları gerekmektedir. Akabinde arazi kiralanması için 3 adet usul bulunmaktadır. Bunlar;

  1. Kapalı Teklif Usulü
  2. Açık Teklif Usulü
  3. Pazarlık Usulü’dür.

Türkiye’de hangi taşınmazın ne şekilde ve hangi faaliyet amacı ile kiralamaya konu olacağı ise Milli Emlak Müdürlüğü’nün resmi internet sitesinde harita üzerinden taşınmazın tüm özellikleri ile ve hangi faaliyet amacı ile kiralanacağı ilan edilmektedir. https://www.milliemlak.gov.tr/Rent/PreparedRent (Paylaşılan linkte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü resmi sitesinde yayımlanan kiralamaya hazırlanılan araziler ve özelliklerine ulaşılabilmektedir.)

Kimler Başvurabilir?

  • Yasal yerleşim yeri sahibi olmaları,
  • Tebligat için Türkiye’de adres göstermeleri,
  • Gerçek kişilerin T.C. kimlik numarasını, tüzel kişilerin ise vergi kimlik numarasını bildirmeleri,
  • Özel hukuk tüzel kişilerinin, yukarıda belirtilen şartlardan ayrı olarak, idare merkezlerinin bulunduğu yer mahkemesinden veya siciline kayıtlı bulunduğu ticaret veya sanayi odasından yahut benzeri meslekî kuruluştan, ihalenin yapıldığı yıl içinde alınmış sicil kayıt belgesi ile tüzel kişilik adına ihaleye katılacak veya teklifte bulunacak kişilerin tüzel kişiliği temsile tam yetkili olduklarını gösterir noterlikçe tasdik edilmiş imza sirkülerini veya vekâletnameyi vermeleri
  • Kamu tüzel kişilerinin ise, tüzel kişilik adına ihaleye katılacak veya teklifte bulunacak kişilerin tüzel kişiliği temsile yetkili olduğunu belirtir belgeyi de vermeleri gerekmektedir.
  • Gerçek kişiler için (tarım arazisi için başvurularda) çiftçi olduğunu gösterir ÇKS Belgesi (Çiftçilik Belgesi) olanlar

Özellikle tarım arazisi kiralanması için ise belirli şartları haiz kişilerin başvuruları dikkate alınmaktadır.

Tarım Arazisi Kiralama Şartları

  • Arazinin tarıma uygun hazine arazisi olması,
  • Arazide en az 3 yıl boyunca çiftçilik yapılmış olması,
  • 10 yıllık kira sözleşmesinin kabul edilmesi
  • Arazi kullanımının karşılığında ecrimisil bedelini süre sonunda ödemeyi kabul etmek,
  • Gerçek kişiler için T.C. kimlik numarası olmak, tüzel kişiler için vergi kimlik numarası bulunan,
  • Kişinin çiftçi olduğunu gösterir ÇKS Belgesi (Çiftçilik Belgesi) olan,
  • En az 3 yıl süre itibari ile belde ya da bir köyde ikamet ediyor olan,

Kişiler başvuruyu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı il müdürlüklerine yaparak ihale teklifinde bulunabilirler.

Kira Tutarı Nedir?

Tarımsal faaliyet gösterilmesi amacı ile kiralanan hazine arazilerinde ilk yıl için ödenecek olan kira bedeli, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Milli Emlak Müdürlüğü tarafından oluşturulan kira tespit komisyonları tarafından belirlenmektedir. Kira bedelleri faaliyeti teşvik amacı le peşin olarak yahut taksitler ile de ödeme kolaylığı sağlanmaktadır.

Kira Sözleşmesinin Devri Mümkün Müdür?

Devlet arazilerini kiralama talebinde bulunulmasının ardından yapılan “Kira Sözleşmesi” hiçbir şekilde devredilemeyeceği gibi ortak alınması gibi bir durum da söz konusu değildir. İzinsiz devir yahut fesih yapılması ihtimalinde Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından herhangi bir bildirime gerek kalmaksızın kira sözleşmesi feshedilir ve tahliye işlemleri başlatılmaktadır.

Kira Sözleşmesi Nasıl Feshedilir?

Kiraya verilen ve Hazineye ait olan araziler özgülendiği faaliyet kolu dışında kullanılamayacaktır. Örneğin; tarımsal üretim amacı ile kiralanan Hazineye ait taşınmazlar tarımsal faaliyet amacıyla kullanılmak zorundadır. Aksi ihtimalde; kiraya verilen taşınmaza, kira sözleşmesinin sona ermesinden önce, kamu kurum ve kuruluşları tarafından; kamu hizmetlerinin yürütülebilmesi için zorunlu olarak ihtiyaç duyulması veya taşınmazın özel kanunlar gereğince değerlendirilmesinin talep edilmesi halinde, sözleşme İdarece tazminat alınmaksızın tek taraflı olarak feshedilir. Kiracı hasat sezonu dikkate alınmak suretiyle yapılacak tebligatı takip eden on beş gün içerisinde taşınmazı tahliye eder. Kiracının;

  • Fesih talebinde bulunması,
  • Kira dönemi sona ermeden faaliyetini durdurması,
  • Taahhüdünü sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi

hallerinde ise İdarenin en az otuz gün süreli ve nedenleri açıkça belirtilen ihtarına rağmen aynı durumun şayet devam ederse, ayrıca protesto çekmeye ve hüküm almaya gerek kalmaksızın sözleşme İdarece tazminat alınmaksızın feshedilir.

Kiralamaya Konu Olamayacak Araziler Nelerdir?

  • Kamusal faaliyetlerde kullanılacak olan taşınmazlar,
  • Kültür ve Tabiat Kanunları Korunması Kanunu kapsamında olup Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından kiralanması uygun görülmeyen araziler
  • Askeri yasak bölgeler,
  • Orman Kanunu’nda sayılan kiralanamayacak alanlar,
  • İbadet yerleri,
  • Sit alanı olan ve devlet tarafından tasarruf altına alınmış olan alanlar,
  • Yer altı suları, kaynak suları

Hazine Arazisi Tekrar Kiralanabilir mi?

Kiralanan arazinin kira süresi sona ermiş ise ve idare tarafından arazi ile ilgili idari yahut hukuki bir işlem söz konusu değilse arazi tekrar 20 yılı geçmemek kaydı ile eski kiracısı dahil olmak üzere kiralanabilir. Burada esas alınan husus, kiracının talebidir.

Hazine Arazisi Kiralama Dilekçesi

………. MİLLİ EMLAK MÜDÜRLÜĞÜNE

         İlimiz, ……… İlçesi, ……………………. Mahallesi’nde bulunan ……… ada ……… parsel no.lu ……………. m² yüz ölçümlü Hazineye ait taşınmazı 2886 sayılı Kanunun 45. maddesine göre ………………………………. olarak kullanmak üzere kiralamak istiyorum.

         Gereğini arz ederim.

                                                                                       ….. / ….. / …..

                                                                                     Ad Soyad (İmza)

Bu dilekçenin ilgili alanlarını doldurduktan sonra imzalayarak Mal Müdürlüğü/Defterdarlık’ a başvurunuzu yapabilirsiniz.

AVUKAT ZANA ŞAHİN

KANUN YARARINA BOZMA

KANUN YARARINA BOZMA(CMK md.309)

Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 309-310. maddeleri uyarınca “kanun yararına bozma” “olağanüstü bir kanun yoludur”. 

Kanun yararına bozma, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen, ancak hukuka aykırılıklar bulunan karar ve hükümlerin bozulması istemiyle Adalet Bakanlığı tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ na başvurulmalıdır (CMK md.309/1).

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bazı hallerde kendiliğinden de hukuka aykırı bir kararın ya da hükmün Yargıtayca bozulmasını talep edebilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay’ın ilgili ceza dairesine verir.  Yargıtay’ın ceza dairesi, ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü bozar. 

KANUN YARARINA BOZMA BAŞVURUSU NASIL YAPILIR

Cumhuriyet savcısı, sanık, hakim, mahkeme, şikayetçi veya müdahil olarak katılan kişiler kanun yararına bozma taleplerini adalet bakanlığına başvurarak yapabilirler.Adalet Bakanlığı, yargılamaya daha önce katılan kişilerin bu talebiyle veya talebin içerdiği hukuki görüşlerle bağlı değildir.

Tamam hemen hemen herkes başvuru yapabiliyor ama başvuru yapmadan önce açıkça itirazınızın nedenlerini ve en önemlisi itiraza neden olan hukuka aykırılık hususunu açıkça belirtmelisiniz. Adalet bakanlığı haliyle her başvuruda harekete geçecek değil. Bunun için gerekçeleriniz oldukça somut ve net olması gerekmektedir.

 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın re’sen kanun yararına bozmaya başvurması, kanunda aksi yönde bir düzenleme olmadığından, söz konusu olağanüstü kanun yoluna başvurmakta esas yetkili makam olan Adalet Bakanlığı’nın bu yetkiyi kullanmasına engel teşkil etmez. Ancak Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozma yoluna başvurulduğunda bu yetki CMK’nun 310/2. maddesi gereği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kullanılamaz. 

Aleyhine kanun yararına bozma başvurusu yapılacak olan karar veya hüküm, hem maddi hukuka hem de usul hukukuna ilişkin hukuka aykırılıklar içerebilir. Her iki hukuka aykırılık halinde de kanun yararına bozma kanun yoluna gidilebilir. Kanun yararına bozma, Adalet Bakanlığı’na hitaben bir kanun yararına bozma dilekçesi verilerek talep edilir. Kanun yararına bozma dilekçesinin yargılamanın yapıldığı mahkeme veya savcılık aracılığıyla verilmesinde fayda vardır.

KANUN YARARINA BOZMAYA KONU OLABİLECEK MAHKEME KARARLARI

Kanun yararına bozma da dosyanın temyiz yada istinafa gidip gitmemesi

Dosyamızla ilgili mahkeme kararına verdi, dosyamız istinafa yada temyize gitmedi. Bu dosya hakkında kanun yararına gitmesinde hiçbir sakınca yoktur. Buna engel bir husus bulunmamaktadır. Hatta istinafa giden ancak temyiz edilmemiş kararlar için dahi kanun yararına bozma yolu açıktır.

Ağır Ceza Mahkemesinin kararları

Ağır ceza mahkemesi infaz hakimliği tarafından verilen cezalara itiraz edilmesi üzerine verdiği kesin nitelikte ki kararın aleyhine de kanun yararına bozmaya gidilebilir. Yani infaz hakimliğinin karara itirazı direk olarak reddetmesi kararın bozulmayacağı anlamına gelmemektedir.

Cumhuriyet Savcısının iddianamenin iadesine itirazı

Cumhuriyet savcısı bir soruşturma yürütmüş ve Kvok (kovuşturmasına yer olmadığına dair karar) verir. Sizde davanızın kapanmasına itiraz için sulh ceza hakimliğine başvurdunuz. Sulh ceza mahkemesi de itirazınızı reddetti. Bu durumda yine kanun yararına bozma yoluna gidilebilir. Bir soruşturma da savcının da gözünden kaçırdığı bazı hususlar elbette olabilir.

İddianamenin reddine dair itirazın reddedilmesi

Evet tekerleme gibi oldu ama biraz açalım. Savcı bir soruşturma hazırladı ve bunu iddianame yazarak hakimliğe gönderdi. Hakimlik ise bir nedenden dolayı iddianameyi tekrar iade etti. Bunun üzerine savcı dosyasının iade edilmesi hususunda tekrar bir itirazda bulundu. İtirazı değerlendiren mahkeme savcının itirazını uygun görmeyerek ret etti. Bu ret kararı üzerinden kanun yararına bozma kararı verilebilir.

Yetkisizlik kararının kaldırılması kararının reddine itirazın reddedilmesi

Bir dosya hakkında yetkisizlik kararı verildi ve bu karar itiraz edildi yine itiraz kabul görmeyerek ret aldı yine imdada kanun yararına bozma uygulaması giriyor.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB)

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları aleyhine de yine kanun yararına bozmaya gidilebilir.

İcra Ceza Mahkemesi kararları

İcra ceza mahkemesi kararları aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilebilir. Bir tek şart ile istinaf ya da temyize gidilmemek şartıyla.

Yargılamanın yenilenmesi kararına itirazın reddi

Yargılamanın yenilenmesi kararına itiraz ettiniz ancak yerel mahkemeler kesin hükmünde karar verdi ve itirazınızı reddetti. Bu ret kararı ile ilgilide kanun yararına bozma kararı verilebilir.

HANGİ KARARLARA KARŞI KANUN YARARINA BOZMA BAŞVURUSU YAPILAMAZ

Kanun yararına bozma işlemi ile ilgili olarak en önemli husus hukuka aykırı bir durumun olması. Yukarıda tek tek izah ettiğim hususlarda ortak nokta eminim bir çoğunuzun dikkatinden kaçmamıştır. 

Kanun yoluna gidilecek tüm hususlarda mahkeme ve hakim kararı bulunmakta. Bu nedenle savcıların verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile ilgili kanun yararına bozma yoluna gidilemez. 

Hakimlerin takdir kapsamına giren kararlarda kanun yararına bozma işlemine gidilemez.

Hakimin takdirini yerinde kullanıp kullanmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemez.

KANUN YARARINA BOZMA KARARININ İNFAZA ETKİSİ 

Kanun yararına bozma, olağanüstü bir kanun yoludur. Bu nedenle, kanun yararına bozma kararı, kesinleşmiş hükmün infazını kendiliğinden infazı durdurmaz. İnfazın durdurulması isteniyorsa ilgili mahkemeden ayrıca talepte bulunulması gerekir.

İnfazın durdurulması talebi hem kanun yararına bozma istemini inceleyen Yargıtay ceza dairesinden hem de dosyanın gönderildiği yerel mahkemeden istenebilir. Kanun yararına bozma yoluyla verilen kararlar, infaz süresi açısından hükümlü aleyhine uygulanamaz.

KANUN YARARINA BOZMADA ZAMANAŞIMI

Kanun yararına bozma, kesinleşen ceza mahkemesi kararlarına karşı gidilen olağanüstü bir kanun yolu olduğundan, kanun yararına bozma isteminin Yargıtay tarafından kabul edilmesinden sonra yapılacak yargılama sırasında dava zamanaşımı hükümleri uygulanamaz. Kesinleşen hükmün Yargıtay tarafından yasa yararına bozulmuş olması, sanığın hükümlü sıfatı almasını etkilemez; bu nedenle kanun yararına bozma talebinin kabulü üzerine yapılan yargılamada hükümlü hakkında dava zamanaşımı şartlarının değil, ceza zamanaşımı şartlarının oluşup oluşmadığı değerlendirilebilir (Yargıtay 2. CD – Karar: 2014/19694).

KANUN YARARINA BOZMA SÜRECİ

Bu süreç yukarıda bahsettiğim aşamalardan geçtiği için net bir tarih vermem olanaksızdır. Adalet bakanlığının talebini Yargıtay’ın değerlendirmesi haliyle biraz zaman alacaktır. Bu husus birazda kurumların yoğunluğu ile doğru orantılıdır.

AV. ZANA ŞAHİN

KANUN YARARINA BOZMA DİLEKÇESİ ÖRNEĞİ

Ofisimiz bünyesinde bulunan trafik cezasına itiraz konusunu içeren ve itiraz talebinin esastan reddedilmesi üzerine müvekkil adına yazmış olduğum kanun yararına bozma dilekçemi içermektedir.

Sayfamdan Kanun Yararına Bozma kanun yoluna ilişkin bilinmesi gerekenleri yazmış olduğum yazıma da ulaşabilirsiniz.

ADALET BAKANLIĞI CEZA İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE

Gönderilmek Üzere

KÜÇÜKÇEKMECE …… SULH CEZA HAKİMLİĞİNE

DOSYA NO : ………… Değişik İş

KANUN YARARINA BOZMA

İSTEMİNDE BULUNAN : ………..(TC……..)

ADRESİ : ……………. 

DAVA KONUSU : Küçükçekmece ………….. Sulh Ceza Hakimliği’ nin ………… D. İş ………….. Tarihli, İstanbul Fahri Trafik Müfettişliği’ nin ……….. Tarih,MA Seri No, ………… Sıra No’lu trafik tutanağında verilmiş olan idari para cezasının iptali için yapmış olduğum itiraz başvurusunun kesin olarak esastan reddi kararının CMK Madde 309 gereğince Kanun Yararına Bozulması istemidir.

İZAHI :

………….. tescil plakasına kayıtlı hususi otomobilimin; Karayolları Trafik Kanunu’ nun 46/2-F maddesi hükmüne istinaden “Trafik kazası, arıza hâlleri, acil yardım, kurtarma, kar mücadelesi, kaza incelemesi, genel güvenlik ve asayişin sağlanması gibi durumlar dışında emniyet şeritlerini ve banketleri kullanmamak,suçunun işlendiği gerekçesiyle gıyabımda kesilen ve ekte sunulan 17.10.2019 tarihli, toplam 1002 TL. bedelli trafik cezası tutanağı düzenlenip,15/11/2019 tarihinde tarafıma tebliğ edilmiştir.

Tarafımca bu idari para cezasının iptal edilmesi için 19/11/2019 tarihinde Küçükçekmece Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine başvurulmuştur. İdari para cezasının iptali başvurum ………… tarihinde Küçükçekmece …….. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’ nun 28/8-a maddesi gereğince  esastan reddedilmiştir.

1- 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 28/3 ve 28/4 maddesinde: (3) İlgili kamu kurum ve kuruluşu, başvuru dilekçesinin tebliği tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde mahkemeye cevap verir. Başvuru konusu idarî yaptırıma ilişkin işlem dosyasının tamamının bir örneği, cevap dilekçesi ile birlikte mahkemeye verilir. Mahkeme, işlem dosyasının aslını da ilgili kamu kurum ve kuruluşundan isteyebilir. Cevap dilekçesi, idarî yaptırım kararına karşı başvuruda bulunan kişi sayısından bir fazla nüsha olarak verilir.

(4) Mahkeme, başvuruda bulunan kişilere cevap dilekçesinin bir örneğini tebliğ eder… hükmü amirdir. Mahkemenin karar tutanağında da bahsettiği üzere ilgili kurumdan yani İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Ve Şube Müdürlüğünden gelen cevap dilekçesi, belge ve evraklar hiçbir şekilde tarafıma tebliğ edilmemiştir.

2-  5326 Sayılı Kabahatler Kanununun İdarî yaptırım kararı başlıklı Madde 25/1-c (1) İdarî yaptırım kararına ilişkin tutanakta; … c) Bu fiilin işlendiğini ispata yarayacak bütün deliller açık bir şekilde yazılır denir. 

Tarafıma tebliğ edilmiş olan tutanakta hiçbir şekilde delil belirtilmemiş olup ek olarak ne fotoğraf  ne mobese görüntüsü ne de video kayıtları yer almaktadır.Mahkeme kararını kurumdan gelen evraklara ve cevap dilekçesine göre vermiştir.

Anayasa’nın Hak Arama Hürriyeti başlıklı 36. maddesinde: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü amirdir. 

Karar tutanağına bahse konu evraklar tarafıma tebliğ edilmiş olan tutanakta belirtilmemiş(ek gönderilmemiştir) olması sebebiyle yapmış olduğum itiraz dilekçemde de buna karşı itiraz yapılamamıştır. Anayasa’dan kaynaklanan hak arama hürriyetim engellenmiş olup mahkemece adil bir yargılanma sağlanamamıştır.

3- Hukukumuzun genel ilkelerinden biri hakimin takdir yetkisine sahip olmasıdır. Hakim takdir yetkisini kullanırken, hukuka uygun karar vermeli, vardığı sonuç hukuk düzenin geneline aykırı olmamalı, hakkaniyete uygun karar vermeli, menfaatler durumunu, hükmün amacını ve somut olayın tüm özelliklerini göz önünde bulundurarak adil bir sonuca ulaşmalıdır.

Söz konusu olayda ve hakim tarafından verilmiş kararda hakim sadece İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme ve Şube Müdürlüğünden gelen belge ve evraklara dayanmıştır. Verilen kararda somut olayın özellikleri ve menfaatler durumu gözetilmeden karar verilmiştir.

4- Adil yargılanma hakkının unsurlarından bir diğeri olan silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir. Ceza davalarının yanı sıra medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin hukuk davaları ve idari davalarda da bu ilkeye uyulması gerekmektedir. (B.No: 2013/1134, 16.05.2013, § 32)

“Hakkaniyete uygun yargılama”nın temel unsuru ise yargılamanın “çelişmeli” olması ve taraflar arasında “silahların eşitliği”nin sağlanmasıdır. (Rowe ve Davis/Birleşik Krallık [BD], B. No: 28901/95, 16.02.2000, § 60) Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi, taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda, tarafların dinlenilmemesi, delillere karşı çıkma imkanı verilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hale gelmesine neden olabilecektir. Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olan çelişmeli yargılanma hakkı, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkanı vermektedir. (AYM B. No: 2014/12348)

Söz konusu kararardan anlaşılacağı üzere Adil Hakkının ilkelerinden biri olan Sİlahların Eşitliği İlkesi ; tarafların eşit  şart ve koşullara tabi olmasını savunur ve Çelişmeli Yargılama İlkesi; tarafların dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve delillere karşı çıkma imkanı verilmesinden bahseder. tarafıma hiçbir suretle delil gönderilmemiş olup, cevap dilekçesi de tebliğ yapılmamıştır. Söz konusu karar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ ne aykırılık teşkil etmektedir.

NETİCE VE TALEP : Yukarıda arz ve izah ettiğim nedenlerle, Küçükçekmece … Sulh Ceza Hakimliği’ nin …… D. İş 15/01/2020 Tarihli, İstanbul Fahri Trafik Müfettişliği’ nin …….. Tarih, MA Seri No,………Sıra No’lu trafik tutanığında verilmiş olan idari para cezasının iptali için yapmış olduğum itiraz başvurusunun kesin olarak esastan reddi kararının CMK Madde 309 gereğince Kanun Yararına Bozulmasını talep ederim. Tarih

KANUN YARARINA BOZMA

İSTEMİNDE BULUNAN

……..

EK:

1- İtiraza konu İstanbul Fahri Trafik Müfettişliği’ nin 17.10.2019 Tarih, MA Seri No,  ……..Sıra No’lu trafik idari para cezası karar tutanağı

2- Nüfus cüzdanı, ehliyet ve ruhsat sureti.

3- Küçükçekmece ……. Sulh Ceza Hakimliği Kararı

AVUKAT ZANA ŞAHİN

ELBİRLİĞİ MÜLKİYET VE PAYLI MÜLKİYET

MÜLKİYET KAVRAMI

Hukukumuzda mülkiyet hakkı tarif edilmiş değildir. Anayasa’nın 35. mad­desi “Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” hükmünü koymuştur. Medeni Kanunun 683. Maddesinde ”Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” demektedir.

Malik, kanunun çizdiği sınırlar içinde bir malı dilediği gibi kullanabilir, semerelerinden istifade edebilir, sınırlı bir aynî hakla sınıflandırabilir ve şahsi bir hak sebebiyle kullanılmasını bir başkasına bırakabilir.

Mülkiyet, bir kimsenin bir şey üzerinde haiz olabileceği en geniş yetkiyi bahşeden bir aynî haktır şeklinde tanımlanabilir . Mülkiyet hakkının konusu taşınır ve taşınmaz mallardır

Mülkiyet hakkı birden fazla kişiye ait olduğu takdirde, birlikte mülkiyetten (topluluk mülkiyetinden) bahsedilir. Birlikte mülkiyet ikiye ayrılır. Bunlar, paylı mülkiyet (TMK. m. 688 vd.; Miteigentum) ve elbirliği mülkiyeti (Gesamt Eigentum)’dir. Bunların haricinde yeni bir birlikte mülkiyet türü ise kurulamaz. Zira, birlikte mülkiyette sınırlı sayı (tipe bağlılık=numerus clausus) ilkesi hâkimdir . 

ELBİRLİĞİ MÜLKİYET

Elbirliği mülkiyeti, ortak  mülkiyetin bir türü olarak Türk Medeni Kanununun 701. maddesinde düzenlenmiştir.

Elbirliği mülkiyet, Türk Medeni Kanun’un 701. Maddesinde şöyle tanımlanmaktadır.

‘’ Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.’’

Bahsedilen tanıma göre, elbirliği mülkiyeti, kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler gereğince oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olan kişilerin mülkiyetidir. Buradan hareketle, elbirliği mülkiyeti, birden fazla kişinin aralarında önceden mevcut olan bir topluluk ilişkisi sebebiyle bir şeye birlikte malik olmasıdır. Görüldüğü üzere, elbirliği mülkiyetinin varlığından bahsetmek için iki şartın varlığı aranmaktadır. Bunlardan ilki, ortaklar arasında önceden kurulmuş bulunan bir topluluk ilişkisinin varlığıdır. İkinci şart ise, bahse konu ilişki sebebiyle ortaya çıkan ve malın tamamını kapsayan paylara bölünmemiş bir elbirliğiyle hak sahipliği ilişkisidir.

Paylı mülkiyetten farklı olarak, elbirliği mülkiyetinin temelinde yer alan topluluk ilişkisi ancak kanunun öngördüğü şekillerde gerçekleşebilir. Başka bir deyişle, elbirliği mülkiyeti ancak hukuk düzeni tarafından açıkça öngörülen hallerde bahse konu olur. Zira, bu konuda sınırlı sayı esası geçerlidir. Sözleşmeyle böyle bir ilişkinin yaratılması mümkün değildir . 

Dolayısıyla, elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete nazaran istisnaî nitelikte olup, onun varlığını iddia eden kimse bunu ispat yükü altındadır. Mal ortaklığı (TMK. m. 256), aile malları ortaklığı (TMK. m. 373, 379) ve miras ortaklığı (TMK. m. 640) Türk Medenî Kanunu kapsamında elbirliği mülkiyetine temel oluşturan hallerdir. Adi ortaklık (TBK. m. 638/I) ise Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde yine buraya dâhildir. 

PAYLI MÜLKİYET

Birlikte mülkiyet hallerinden diğeri olan paylı mülkiyet Türk Medeni Kanunu’nun 688.maddesinde düzenlenmiştir.

TMK Madde 688:” (I)Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. (II) Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. (III) Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir.’’ 

Kanununa göre sayı olarak birden fazla olacak ancak kişi sayısında bir sınır olmayacaktır. Eğer paylar belirtilmedi ise tüm paydaşların payı eşit olarak hesaplanacak. Elbirliği mülkiyetinden farklı olarak paylı mülkiyette her ortağın payı bellidir. En önemlisi ise; her ortak kendi payı üzerinde bazı tasarruf işlemlerinde bulunabilir. Ancak bu hak her paydaşın payı üzerinde istediğini yapabileceğini anlamına gelmez. Paylı mülkiyet hali hukuki işlemlerle ya da kanundan doğan hallerle olabilir. Elbirliği mülkiyet halinde kanunun sınırlı sayı ilkesi belirlediğini yukarıda açıklamıştık. Paylı mülkiyet hallerinde böyle bir sınır söz konusu değildir. Bununla sınırlı olmamak üzere, kanundan doğan paylı mülkiyette eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminde düzenleme vardır. 

TMK 222/2: “Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.”

Kanundan doğan ve mahkeme kararıyla tesis edilebilen özel bir hal de elbirliği mülkiyetin paylı mülkiyete dönüştürülmesi halidir. Türk Medeni Kanunu’nun 644.maddesinde düzenlenen bu halde bir mirasçı tarafından elbirliği mülkiyetin paylı mülkiyete dönüştürülmesi istemi sulh hâkimi tarafından incelenecektir.

TMK Madde 644: “(I)Bir mirasçı, terekeye dahil malların tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi isteminde bulunduğu takdirde sulh hâkimi, diğer mirasçılara çağrıda bulunarak belirleyeceği süre içinde varsa itirazlarını bildirmeye davet eder. (II)Elbirliği mülkiyetinin devamını haklı kılacak bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan biri belirlenen süre içinde paylaşma davası açmadığı takdirde, istem konusu mal üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine karar verilir. (III)Terekeye dahil diğer hakların ve alacakların paylar oranında bölünmesi hususunda da yukarıdaki hükümler uygulanır.’’ 

 Paylı mülkiyette paydaşlar maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belirli paylarla maliktir. Paylı mülkiyetin kurulması ile birlikte paydaşlar arasında hak ve yükümlülükleri kapsayan bir bağlılık ilişkisinin oluştuğu öğretide kabul edilmektedir1 . Paydaşlar, paylı mülkiyet konusu eşyaya sahip olmaları nedeniyle kendiliğinden doğan bu birliğin devamı için ortak yönetim ve kullanma düzeni kurmak isterler. Bu ilişki kapsamında birlikteliği devam ettirebilmek için paydaşlar, kullanma, yararlanma ve yönetime ilişkin anlaşmalar yapabilmektedir. 

Yönetim ve tasarruf konusunda paydaşlar, kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme yapabilirler. Paydaşlar aralarında her konuda anlaşmış olsalar bile; (I) paydaşların paylı mülkiyet konusu eşyanın kullanılabilirliğinin ve değerinin korunması için zorunlu olan yönetim işlerini yapma ve gerektiğinde mahkemeden buna ilişkin önlemlerin alınmasını isteme ve (II) eşyayı bir zarar tehlikesinden veya zararın artmasından korumak için derhâl alınması gereken önlemleri bütün paydaşlar hesabına alma haklarını kaldırıp sınırlandıramazlar. Paydaşlardan her biri, payı ölçüsünde malı kullanabilir ve maldan yararlanabilir. Ancak; paydaşlar arasında ortaya çıkan bir uyuşmazlık hâkim müdahalesi ile çözümlenecektir. Türk Medeni Kanunu’nun 695. maddesi yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda, paydaşların yaptıkları düzenleme ve aldıkları kararlar ile mahkemece verilen kararların, sonradan paydaş olan veya pay üzerinde aynî hak kazanan kimseleri de bağlayacağını düzenlemiştir. Taşınmazlarla ilgili yönetim ve tasarruf konusundaki anlaşmalarda, paydaşların imzalarının noterlikçe onaylanması koşuluyla paydaşlardan birinin başvurusu üzerine tapu kütüğüne şerh verilebilir. Aynı şekilde; yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin olarak taşınmazlar üzerinde alınan kararların sonradan paydaş olan veya pay üzerinde aynî hak kazananları bağlaması için, bunların tapu kütüğüne şerh edilmesi gerekir. Eğer bu konularla ilgili şerh verilmezse alınan kararlar, tapu siciline güven ilkesi gereğince paydaş olanlara, pay üzerinde ayni hak kazananlara ve 3. Kişilere karşı ileri sürülemez.

MİRASÇILAR ARASINDA ELBİRLİĞİ VE PAYLI MÜLKİYET

  • Veraset ilamında adı bulunan mirasçılardan herhangi birinin tapuya tescil talebi 
  • le başvurması halinde tescil yapılır.
  • Miras kalan mallar, mirasçılara otomatik olarak  ‘’ elbirliği mülkiyet’’ olarak kalır, yani tapuda tescil yapılır ama hisseler belirtilmeden yapılır.
  • Elbirliği mülkiyetinde tapuda hisse oranları yani payları yoktur. Paylı mülkiyette hisse oranları bellidir.
  • Mirasçılar paylarının tapuda belirtilmesini isteyebilirler. Bu durumda mülkiyet, ‘’paylı mülkiyet’’ olarak tescil olunur.
  • Paylı mülkiyet olarak tescil yapılabilmesi için tüm hissedarların işleme katılması gerekir
  • Elbirliği ile mülkiyet halinde tescilde paylar belirtilmeden tescil yapılır
  • Elbirliği mülkiyeti tescilinde mirasçılardan birinin talebi yeterlidir.
  • Paylı mülkiyette paylar devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından da haczedilebilir. Yani paylı mülkiyet, bir eşya üzerindeki mülkiyet hakkının üzerinde tasarruf edilmesi mümkün paylara ayrılmış olarak  birden fazla kişiye ait olmasıdır.
  • Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı ortaklığa giren payların tamamına yaygındır.
  • Elbirliği mülkiyetinde, paylı mülkiyetten farklı olarak üzerinde serbestçe tasarruf edilebilecek paylar yoktur.

AVUKAT ZANA ŞAHİN

KAYNAKÇA

ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİNDE YÖNETİM Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Akçaal, https://dergipark.org.tr/tr/pub/sduhfd/issue/51596/669167, SDÜHFD VOL: 9, NO 2, YEAR 2019

Paylı Mülkiyete Tabi Bir Taşınmazda Paydaşların Yararlanma, Kullanma ve Yönetime İlişkin Hukuki İşlemlerinin Şerhi Arzu Genç Arıdemir* Sanem Aksoy Dursun**, https://dergipark.org.tr/tr/pub/ihm/issue/47190/594054 ,İstanbul Hukuk Mecmuası, 77 (1): 71–102,19/06/2019

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4721.pdf, ‎8 Aralık 2001, 24607

Birlikte Mülkiyet Halleri, Av. Engin Ajun, https://www.ajunhukuk.com/birlikte-mulkiyet-halleri/

Mülkiyet Hakkı Nedir? Mülkiyet Çeşitleri Nelerdir?,Av. Metin POLAT, https://metinpolat.av.tr/mulkiyet-hakki-nedir-mulkiyet-cesitleri-nelerdir.html, 7 Nisan 2018 

https://www.linkedin.com/in/zana-%C5%9Fahin-319637111/

https://avukatzanasahin.blogspot.com/